Kategori: blog

Google AdWords’ün Marka ve Haksız Rekabet Hukuku Kapsamında İncelenmesi

Bu yazımda Google Adwords yöntemi ve uygulamalarını haksız rekabet ve marka hukuku bakımlarından değerlendireceğim.

Bilindiği üzere Google AdWords, Google’ın ana gelir kaynağı olan reklam teknolojisidir[1]. Adwords kelimesi İngilizce advertising words kelime grubunun kısaltılmışıdır [2] ve işletmelerin Google arama motorunda kelimeler ile yaptığı reklam faaliyetini ifade eder.

Arama motorlarının çalışma mantığı, kullanıcıların ulaşmak istedikleri bilgi ile ilgili “anahtar kelimeleri” arama butonuna girmeleri ve bu kelimeler ile en ilgili linklerin arama motorunca sıralanmasıdır. Google’ın reklam teknolojisi de bu sistem üzerine kurgulanmıştır. Reklam veren işletme, reklam

vermek istediği konu, ürün, hizmet ve markasıyla ilgili müşteri adayı Google kullanıcılarının arama butonuna girebileceği “anahtar kelimeleri” reklam sözcüğü olarak belirlemektedir. Bu anahtar kelimeler arandığında Google aramalarının en üstünde veya sağ yanda diğer aramalardan daha koyu pembeye yakın bir renkte “girilen anahtar kelime ile ilgili sponsor firmalar” başlığı altında gösterilmektedir. Bir anahtar kelimede çıkabilecek reklam sayısına Google bir sınırlama getirmediği için, firmaların o kelimeye verdiği reklam sıralaması kelime başı tıklama maliyetlerine göre belirlenir. [3] Örnek olarak“elma” sözcüğüne reklam veren üç işletmeden, verdikleri reklamda her tıklamaya en çok ücreti ödeyen işletme en üst sırada yer alır. Bu Google’ın reklam teknolojisinin temel hali; elbette teknik olarak kalite puanı algoritması vb sistemlerle bu sıralama farklı şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yazımın asıl amacı sistemi hukuki açıdan değerlendirmek olduğu için, teknik detaylara girmeden, genel bir çerçeve çizmeye çalıştım.

Hali hazırda Google AdWords’ün hem arama motoru reklamcılığı pazarında, hem de genel olarak dijital reklamcılık pazarında hakim durumda olduğu ve işletmelerin bu yolla ölçülebilir ve satışa dönüşen başarı hikayeleri elde ettiği düşünülürse, bu büyük ekonomi döngüsünün dürüst rekabet koşulları içerisinde gerçekleşmesi gereklidir. Özetle bahsettiğim Google AdWords sistemini bu anlamda hukuki çerçevede değerlendirmek istiyorum ki hem ticari işletmeler hem de dijital ajanslar kendi paylarına fiil ve işlemlerinin hukukiliği hakkında tarafımdan naçizane bilgilendirilsin.

İlk olarak Marka Hukuku’nu ele almak istiyorum. 556 sayılı Markanın Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye göre marka “ bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.” Bu tanım çerçevesinde KHK’ya uygun olarak tescil edilmiş marka sahibinin hakları korunur ve izinsiz kullanımı yasaklanır.

Google AdWords’te tescilli bir markanın rakip işletmeler tarafından kullanımını tartışalım. Tescillenmiş bir marka; Adwords’te markanın adı, harfleri ve sözcükleri olarak tezahür eder. Bu tescilli kelimeler kullanılarak marka hakkına tecavüz edilmiş sayılabilmesi için, bu kelimelerin gerçekten de reklam verirken markasal olarak kullanılmış olduğunu tespit etmek şarttır.  Yine 556 sayılı KHK 9. Madde 2/e’ye göre; “İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması koşuluyla, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması” durumunda marka sahibi bu fiillerin engellenmesini isteyebilir. ” Bu hükümler çerçevesinde görüyoruz ki; bir anahtar kelimeyi AdWords’te kullanan işletme, eğer o kelimeyle meşru bir bağlantı ( o kelime ile oluşan markanın maliki olması, o malik tarafından yetkilendirilmiş olma vb.) içinde değilse ve o kelimeyi bizzat o kelime ile yaratılan markanın itibarından, müşterilerin kafasında oluşturduğu olumlu intibadan ve prestijden faydalanmak amacıyla yani “markasal” amaçla kullanıyorsa, bu işletme diğer işletmenin marka hakkına saldırmış olur ve 556 sy. KHK gereği hakkında yaptırımlara hükmedilebilir.

Böyle bir saldırıya mukayeseli hukuktan bir örnek vermek gerekirse; Fransa’da Nanterre[4]. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 2003/350 Dosya numaralı ve 13 Ekim 2003 tarihli kararda ve Paris 4. İstinaf Mahkemesi tarafından verilen 28 Haziran 2006 tarihli kararlarda AdWords sistemindeki anahtar kelimelerin kullanılmasının marka tecavüzü teşkil ettiği hüküm altına alınarak tecavüzün önlenmesine ve belirttiğimiz ilk davada 70.000 avro (euro) diğer davada ise 360.000 avro tazminata hükmetmiştir. [4]

Özetle, Google AdWords kampanyanızı düzenlerken, rakip firmanın tescilli markasına anahtar sözcüklerinizde yer vermenizin yukarıda saydığım maksatlarla gerçekleşmesi halinde hukuka aykırı bir fiil işlemiş olduğunuzu bilerek hareket etmenizi tavsiye ederim.

Bir de konuyu haksız rekabet koşulları kapsamında ele alalım. Haksız rekabet; Türk Ticaret Kanunu’nda rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar olarak kanunda tanımlanmıştır. Konumuz çerçevesinde değerlendirebileceğimiz haksız rekabet sayılan davranışlar ise; işletmenin reklamlarında ve satış faaliyetlerinde başkalarının mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini kötülemesi, kendi ticari faaliyetleri kapsamında yanıltıcı ve yanlış beyanlarda bulunarak rekabette öne geçmesi, başka bir işletmenin ürün, mal, faaliyet ve işleriylekarıştırılmaya (iltibasa) yol açması olarak sayılabilir.

Pekala, Google reklamlarında da bu koşullar gerçekleştirilerek haksız rekabete neden olunabilir. Mukayeseli hukukta;  §§ 3, 5 UWG anlamında yanıltma, §§ 3, 4 Nr. 9 UWG anlamında haksız olarak şöhretten faydalanma, §§ 3, 4 Nr. 10 UWG anlamında satışların engellenmesi/müşterinin çekilmesi (TK m. 56 vd. hükümlerine) olarak de değerlendirilmektedir. Haksız olarak müşteri çekilmesi ve şöhretten yararlanma söz konusudur, zira markanın internet adresini arayan internet kullanıcıları, markayı arama motorlarına verdiklerinde, istenilen markaya değil de rakibin internet sayfalarına yönlendirilmektedir. [5]   Bu nedenle bağlantıyı haksız olarak görmek gerekir.Burada haksız kullanımdan kasıt, zarara veya zarar tehli

kesine sebep olacak kişinin marka tescilli kelimeyi kullanması değildir. Bir kişinin tescil edilmemiş olsa da o markayı ilk olarak kullanmaya başladığını ispat etmiş olması halinde, yine bu kelimenin anahtar kelime olarak kullanılması haksız sayılacaktır.Örnek vermek gerekirse, yerli, tanınmamış jean satan bir marka, AdWords kampanyası düzenlerken anahtar kelimelerinde Mavi Jeans’i kullanarak, Mavi Jeans’in şöhret ve prestijini kullanarak haksız olarak kendi internet sitesine müşteri çekecektir. Yine Mavi Jeans’i anahtar kelime olarak kullanıp, sonra gerçeğe aykırı şekilde reklam metninde kendisinin en ucuz ve en kaliteli ürünlere sahip olduğunu belirtip, yine gerçeğe aykırı şekilde reklam metninde Mavi Jeans’in ürünlerini kötüler ifadelere yer vererek, haksız rekabete sebep olabilir. Ancak bu kötüleme ve yanıltma faaliyetlerinin hiçbirini yapmadığını düşünsek bile,  Google’ın sponsor bağlantılar olarak yayınladığı reklamların, aslında üçüncü şahısların reklamı olduğunun kullanıcılara doğrudan açıklanmıyor olması müşterinin aklına iltibasa sebep olabilir. Şöyle ki orta düzeyde bir internet kullanıcısının bu reklam sonuçlarının aslında AdWords reklam sistemine dahil olan üçüncü şahısların reklamları olduğunu diğer normal arama sonuçlarından ayırt etmeleri ve bunu anlamaları pek de mümkün değildir. [6] Bu sebeple, bir başka firma isminin  sadece anahtar sözcük olarak kullanılması dahi, haksız rekabet teşkil eden fiil olabilecektir.

Bu anlamda da Google AdWords kampanyası düzenleyen işletme ve ajansların firmanın ismini bu şekillerde anahtar sözcük olarak veya reklam metninde kullanmalarının da hukuka aykırı olduğunu bilerek kampanyayı düzenlemesini tavsiye ediyorum.

Son olarak değinmek istediğim konu kişilerin bu kapsamda sorumluluklarıdır. Burada dikkat edersek; reklam veren anlamındaki aktörler, ticari işletme, ajans ve Google’dır. Öncelikle işletme ve reklam ajansı arasındaki sözleşmenin niteliğini tespit etmek gerekir. Bu iki tarafın arasındaki sözleşme “eser sözleşmesidir.” Bu sözleşmede iş sahibi işletme ve yüklenici ajans arasında bağımlılık ilişkisi söz konusu olmadığı için yüklenici işi, iş sahibinden bağımsız ve doğrudan doğruya yapmak zorundadır. Bu halde haksız rekabet ve marka tecavüzüne sebep olan ajansın verdiği zarardan iş sahibi sorumlu tutulamaz. Ancak eğer bu zararlar iş sahibinin talimatı ile ve yüklenicinin uyarısına rağmen gerçekleşmişse, bu kez yüklenici ajans sorumluluktan

kurtulacak ve iş sahibi sorumlu işletme sorumlu olacaktır. Ancak iş sahibinin talimatı üzerine ajans uyarıda bulunmayarak hukuka aykırı fiiliyle 3. Kişileri zarara uğratmışsa bu kez taraflar, zarardan müteselsilen sorumlu olacaklardır.

Google’ın sorumluluğunu inceleyecek olursak;  Google, adwords reklamlarla ilgili olarak, “Adwords Şartlar ve Koşulları” 8. maddesinde aynen şu ifadelere yer vermektedir. “Müşteri aşağıdaki hususları beyan ve taahhüt eder: […] reklamlar ..  (b) herhangi bir üçüncü şahsın fikri mülkiyet haklarını ihlal etmeyecek“. Dolayısıyla reklam verenler kullanmayı seçtikleri anahtar kelimelerden ve reklam içeriğinden kendileri sorumludur. Ayrıca Google, “bir reklam yeri sağlayıcısı olarak, reklam verenlerle ticari marka sahipleri arasındaki anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapma konumunda olmadığını” belirtmektedir.Google, “Adwords Şartlar ve Koşulları”nda, reklam veren müşterileriyle yapmış olduğu anlaşmalarda, müşterilerinin üçüncü kimselerin haklarını ihlal etmesi halinde sorumluluğunun söz konusu olmayacağını belirtmektedir. [7]

Yukarıda da bahsettiğim gibi, Google bu reklam teknolojisiyle büyük bir ekonomi yaratmıştır ve bu kadar çok reklam verenin ve bunca anahtar kelimenin olduğunu düşünürsek, dürüstlük kuralları çerçevesinde buradaki her anahtar kelimenin marka ihlali ve haksız rekabet teşkil edip etmeyeceğini kontrol etmesi mümkün değildir. Ek olarak kanunen de bu yükümlülüğünün olmadığını söylemek mümkündür; çünkü Google’ın burada hukuki statüsüyer sağlayıcıdır (internet ortamında hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan veya işleten gerçek veya tüzel kişiler).  5651 sayılı Kanun 16/2’ye göre; yer sağladığı içeriği kontrol etmek veya hukuka aykırı bir faaliyetin söz konusu olup olmadığını araştırmakla yükümlü değildir. Google’ın burada haksız rekabete ve marka tecavüzüne konu olan içerikten sorumluluğunu yine aynı kanunda tespit etmekteyiz. Google, haberdar edilmesi halinde ve teknik olarak engelleme imkanı bulunuyorsa, hukuka aykırı içeriği 5651 sayılı kanuna göre kaldırmakla yükümlüdür. Google, bu anlamda sorumluluktan kurtulmak ve daha güvenilir bir reklam merası yaratmak için bazı uygulamalara da sahiptir. Örneğin eğer siz markanızı ulusal ya da uluslar arası alanda tescil etmişseniz, bu tescil bilgisini Google’a göndermeniz halinde Google önceden markanızın anahtar kelime olarak kullanılmasının önüne geçmektedir. Google’ın bu imkanını da henüz zarara uğramadan kullanmanız sizin için en iyisi olacaktır.

Google AdWords’teki işlemleri hukuki açıdan belli başlı yönleriyle ele almaya çalıştım. Umarım siz okuyucularım için faydalı olur. Sizin de eklemek istedikleriniz ve sorularınız varsa, bunları öğrenmekten mutluluk duyarım.

Kaynakça

[1]. http://tr.wikipedia.org/wiki/Google_AdWords

[2]. http://bit.ly/YBJHLA Adwords Reklam Uygulamaları/2. satır

[3]. http://bit.ly/YBJHLA Adwords Reklam Uygulamaları/10. satır

[4]. http://www.turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=33953 5. Paragraf

[5]. http://bit.ly/YBJHLA Mukayeseli Hukuktaki Durumu Başlığı 3. Satır

[6]. http://www.turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=33952

[7]. http://bit.ly/YBJHLA Arama Motorlarının Adwords Reklamlardaki Marka İhlallerinden Sorumluluğu

İnsanı Postundan Korkutan İş Fanatikleri

Bir adam bir caddeye olanca gücüyle koşuyordu.Biri sordu:

“Niye böyle kaçıyorsun? Neden benzin uçuk? Bir şey mi var?”

Adam:

“Duymadın mı? Şehrin sultanını eğlendirmek için, çarşıda pazarda ne kadar eşek varsa topluyorlar.Sonra da kesip postuna saman dolduruyorlar.”

“İyi ama sana ne? Sen eşek değilsin ki!”

Evet eşek değilim, bunu ben de biliyorum. Biliyorum ama sultanın

adamları bu işe öyle girişmişler, kendilerini bu işe öyle vermişler ki, ben onlara eşek olmadığımı anlatıncaya kadar, post elden gider.”

Bu Mesnevi hikayesini ben çok sevdim. Bu yüzden sizinle özet yorumlarımla paylaşmak istedim. Bu kendini eşek sanmalarından korkan adamdan hayatın her alanına dair çıkarılacak önemli bir ders var. Bilhassa hikayede olduğu gibi “iş hayatına” dair. İlgi alanım olması dolayısıyla kurulan internet şirketleri, bunların hikayeleri, genç yaşta iş kuranlar ya da kurumsalda yükselenler olmak üzere geniş yelpazede iş hayatının aktörlerini özellikle “Twitter” aracılığıyla gözlemlemekteyim. Bu gözlemlerime dayanarak söylüyorum; bence çağımızın en büyük meslek hastalıklarından birini bu hikayede çağlar öncesinden anlatmış Mevlana.

İnsanlar kendi doğrularına öyle iman ediyor, emeğiyle bir yerlere getirdikleri işlerini, kariyerlerini öyle bir hayal dünyasında yaşıyor ki gerçekçi yaklaşımınlarını tamamen kaybediyor.Rakamlara, ölçümlere dayanmayan çala kalem büyütülmeye çalışılan işler, tanışılan birkaç önemli iş dünyası insanıyla kendini iş bağlantılarının imparatoru sananlar, çıkılıp konuşulan seminerlerle yaşadıkları hayal dünyasına biraz daha hava pompalamalar, en önemlisi kendini işinin fanatiği haline getiren insanlar. Hepimiz farkındayız; hikayede amacı sultanı eğlendirmek olan mantığını kaybetmiş insanlar, başka amaçlarla belki ama aramızdalar!

Bu gidişat başta kişilerin kendisine zarar veriyor. Sonra etrafındakilere, ona inananlara.Tükenen enerji, zaman, para vb. birçok önemli ve sınırlı kaynak. Bu yüzden, iş kurup büyütürken ya da bir yerlere gelmeye çalışırken tüm etiketlerden arı, hayallerimizden vazgeçmez ; ama verilere dayanır, kendi doğrularımıza ufak da olsa bir eleştiri payı bırakırsak, insanları eşek sanıp postlarını yüzecek kıvama gelmeyiz.

Şöyle de bir gerçek var. Biz uslansak birileri usanmayacak. O yüzden uslananlara tavsiyem, yukarıda saydığım alametlerin bir tanesini gözlemlediğiniz insanların yanından hikayedeki adam gibi kaçınız.

Bulut Bilişim Nedir?

Türkiye’de ilk kez 2008’de gazete manşetine taşınan, bu itibarla ülkemizde 4 senedir konuşulmakta ve gelişmekte olduğunu söyleyebileceğimiz bir teknoloji Bulut Bilişim. İngilizce’de Cloud Computing olarak anılan teknoloji hakkında bu zamana kadar bilişim sektöründe birçok yazı yazıldı, birçok söz söylendi. Ben de blogumda Bilişim Hukuku’nu oldukça ilgilendiren bu konuya yer vermek istedim.

Bulut Bilişimi ben; kişisel bilgisayarlarımızla oluşturduğumuz, işlediğimiz her türlü veriyi kendi sabit diskimiz yerine bulut bilişim hizmeti veren üçüncü kişilerin sabit disklerinde saklamak olarak tanımlıyorum. Bu tanıma kişisel bilgisayarların yanında akıllı telefon ve tabletlerle işlenen verilerin de girdiğini söylemek elbette mümkün.

Bulut hakkında yapılan kullanıcı araştırmalarına göre, kullanıcıların önemli bir çoğunluğu bu teknolojilerden yararlanmadığını söyleyip; Gmail, Yahoo, Flickr, Instagram, Youtube, Prezi gibi site ve uygulamaları kullandıklarını beyan etmişlerdir. Araştırmaların sonucunda çıkan büyük resmi okursak; aslında insanlar yazı,video,fotograf, sunum vb. birçok veri üretiyor ve bu verileri işlemede, depolamada ve yönetmede Bulut teknolojisini kullanıyor; ama bulut kullandıklarının farkında değiller! Google Documents ve Prezi verilerin işlenip, yönetilmesi ve aynı zamanda saklanması itibariyle kişisel bilgisayarımızdan bağımsız olması, bulut bilişimin kafalarda somutlaşması açısından son derece güzel örnekler. Örneğin Prezi’de kişisel bilgisayarınızdan bağımsız internette sunumunuzu hazırlıyor, geliştiriyor ve saklıyorsunuz. Farklı bir bilgisayarda, tablette vs. sunumunuza kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.

Bu kavramın daha iyi anlaşılması için “verinin” ne olduğuna değinmekte fayda var. Veri dijital ortamda hazırladığınız bir yazıdan, sunuma, grafikten tabloya, videodan fotoğrafa, hizmet aldığımız firmalarla yaptığımız telefon görüşmelerinde kayıt altına alınan ses kayıtlarına, sosyal medya paylaşımlarımıza kadar aklımıza gelebilecek her şey veridir.Internet buluşu ve gelişimiyle bilişim devrimi yaşandı ve “veri üretimi” çığ gibi büyümeye başladı. Ticari açıdan bakarsak; bir işin hızlı büyümesi, sürdürülebilir olması ve kar etmesi için en önemli faktörlerden biri arz eden firmanın talep eden müşterisini iyi tanıması, istek ve ihtiyaçlarının farkında olması, müşterisine en kolay ve doğrudan ulaşabileceği mecraları bilmesi ile

mümkündür. Bu sebeple müşterilerle ilgili veri toplamak her zaman firmalar için çok önemli olmuştur. Bilişim devrimiyle başlayan tüketici yani müşterinin çılgınca veri üretme süreci, firmaların bu yapılandırılmış veya dağınık haldeki verilere ulaşma, depolama, analiz etme sürecini beraberinde getirmiştir. Firmalar kendi ürettikleri ve müşterilerinin ürettikleri bu değerli verileri işlemeye ve saklamaya kendi serverlarında başlamış; ancak bu başlı başına profesyonellik isteyen ve artı alt yapı ve depolama maliyetlerine sebep olan işi bulut bilişim hizmetleri veren firmalara devretmeye başlamışlardır.

Böylece bulut teknolojisi veri depolama, veri yönetimi, veri transferi, veri grafiği, iş ağı sağlama özelliklerini içinde barındıran iş modeliyle Bulut Bilişim hizmetine dönüşmüştür. Bu hizmeti firmalar; verilere daha hızlı ulaşabildikleri, IT yatırımlarından kaçındıkları, zamandan tasarruf ettikleri, verilere ortak ulaşarak birlikte çalışabildikleri ve en önemlisi kullandıkları hacim kadar ödeme yaptıkları için tercih etmektedirler. Bu sayede Microsoft ve IDC şirketlerinin yaptıkları araştırmaya göre bulut bilişim sektörü 2012 yılında 1.1 Trilyonluk hacme ulaştı ve 2012-2015 yılları arasında 4 yılda P büyüme beklenmektedir:

Bulut bilişim hizmetleri aşağıda belirttiğim üç farklı modelle çevrimiçi veri dağıtımını sağlamaktadır.

  1. Infrastructure as a Service (IaaS): Hizmet olarak alt yapı. Bulut sağlayıcılar altyapı hizmeti(IaaS) bulutlarıiçinde  sanal makineler, raw(block) veya dosya tabanlı depolama, güvenlik duvarları, yük dengeleyiciler, IP adresler, sanal yerel alan ağları(wLans) ve yazılım demetleri dağıtmaktadır.
  2. Platform as a Service (PaaS): Hizmet olarak platform: bulut sağlayıcıları genellikle işletim sistemi, programlama dili yürütme ortamı, veri tabanı ve web sunucularını içeren bir bilgi işleme platformunu dağıtmaktadır.
  3. Software as a Service (SaaS): Hizmet olarak yazılım: Bu modelde, bulut sağlayıcıları bulutta uygulama yazılımını yüklemeyi ve işletmeyi yapar, bulut kullanıcıları bulut hizmeti alanlardan yazılıma erişirler. Bulut kullanıcıları uygulamanın üzerinde çalıştığı bulut altyapısı ve platformunu yönetmezler. Bu sayede uygulamanın bulut kullanıcısının kendi bilgisayarında kurulu olma ve çalıştırılma gereği kalmamış olur.

Bulut Bilişim bu haliyle bilgisayar kuramcılarının teorilerine konu olmuştur ve Internetin geleceği olarak görülmektedir. Bu teorilere göre bilgisayar harddisklerinin yerini bulut alacaktır. Böyle önemli öngörülere sebep olan bu teknolojinin elbette sakıncaları ve hukuki boyutları vardır. Bu yazımda temel olarak bulut teknolojisini, bulut bilişim hizmetlerini ve sektörü anlatmaya çalıştım. Yazının devamında bulut bilişimin aslında konusu olan verinin hukuki boyutlarını ve bizdeki mevzuatı ele alacağım.

Kaynaklar:

http://turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=38447

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bulut_bilişim

Sosyal Ağların İş Sözleşmelerine Etkisi

Sosyal ağlar hayatımıza girdiği günden bu yana firmalara büyük faydalar sağladı. Daha çok kişiye, daha az maliyetle, daha interaktif şekilde ulaştılar. Bilinirliğini arttırdılar. Yeni satış kanallarına ulaştılar. Müşterileriyle konuşup sempati kazandılar.

İşçiler de bu gelişimden faydalandı. İK direktörleri önce işçinin Facebook, Twitter, LinkedIn, blog hesaplarını inceledi. İşçi yaratıcı CV’ler hazırlayıp Youtube’ta paylaştı, cv’sini infografik haline getirdi ve bürokrasiyi aşıp iş yerlerinin karar mercilerine kadar ulaştı.

Yukarıda bahsettiğim süreçler elbette tehditleri de beraberinde getirdi. İşçi Facebook, Twitter ve özellikle LinkedIn’de çalıştığı firmayı kamuoyuna açıyor ve bu ağlarda sayfalara abone oluyor, forumlara üye oluyor, yorumlar yapıyor, twitler atıyor. İşverenin artık işçi sözleşmesinde sosyal ağlarda da işçinin sır saklama yükümlülüğü, firmanın itibarını koruması, sadakat yükümlülüğü vb. konulara hassasiyetle ve detaylı şekilde yer vermesi gerekiyor. Bu noktada işçinin sosyal ağlardaki fiilleriyle itibarı zedelenebilecek, maddi ve manevi zararlarla karşılaşabilecek işverenler iş sözleşmelerinde aşağıdaki hususlara önemle yer vermelerini tavsiye ediyorum:
1. İşçinin çalışma saatlerinde sosyal ağları kullanma sınırlarını belirlenmelidir.

2. İşçinin iş saatleri dışında da firmaya zarar verici, aşağılayıcı gönderilerde bulunması ihtimali üzerine disiplin cezaları belirlenmelidir.

3. İşçinizin sosyal ağlarda iş yeri sırlarını açıklaması durumunda karşılaşacağı disiplin cezaları belirlenmelidir.

4. İşçinin iş ile ilgili diğer işçilere karşı sosyal ağlarda aşağılayıcı, rahatsız edici ve dışlayıcı tavırlarıyla ilgili gönderilerde bulunması durumunda karşılaşacağı disiplin cezaları belirlenmelidir.

Sosyal Ağlarda Olumsuz Eleştirilerden Korunmanın 2 Yolu: Sosyal CRM ve Hukuk

Sosyal Medya’daki Fırsat-Tehdit:

Sosyal medya, özellikle “Facebook ve Twitter”, dilin kemiği olmadığını bir kez daha gösterdi hem tüketicilere hem markalara. Markanızın iştahını kabartan müşteri ve müşteri adayları bu mecralarda altın değerinde. Ancak bu kişilerin ürün ve hizmetlerinize yapacakları eleştirilerin getirdiği riski iyi yönetemezseniz, bu mecralardaki büyük fırsat sizin için büyük bir tehdite dönüşür.

Sıkça Sorulan Soru:

Bu noktada marka temsilcilerinden sıkça duyduğumuz sorular: “Olumsuz yorum gelirse ne olacak? Böyle durumlarda ne yapıyorsunuz?” Sorusuna cevap oluyor Sosyal CRM ve hukuk.Cevabımız; sakin olun ve aşağıda yazacaklarımı okuyun.

Hukuki açıdan bilmelisiniz ki:

Müşterilerinizin ürün ve hizmetinizden memnun kalmama ve bu memnuniyetsizliğini dile getirme hakkı bir anayasal haktır ve TC. Anayasası’nın temel hak ve özgürlüklerinden “düşünce ve kanaat özgürlüğü” kapsamındadır. Müşterilerinizin olumsuz eleştirilerine karşı bir hukuki dayanak ileri süremezsiniz.

Bu olumsuzluğun önüne geçmek için sosyal medyada çözüm önerim sosyal CRM;

Kesinlikle sosyal medyada yer almak istiyorsanız, bunlardan kaçmamalısınız. Şeffaf, anlayışlı, müşteri ve çözüm odaklı olmalısınız. Eğer yaklaşım tarzınız bu olursa, hem olumsuz düşünen müşterinizi hem de olumsuz düşüncelerini aktaracağı aday müşterilerinizi kazanmış olursunuz.

Hangi hukuki kural:

Ancak; bazen öyle geri bildirimler gelir ki, burada müşteriniz markanıza aleyhe ticari itibarınızı zedeleyici ve haksız yorumlarda bulunur. Böyle bir durumda sosyal medyada markanıza yapılan saldırının özelliğine göre farklı hukuki imkanlarınız mevcuttur.

<str

ong>1.     Meşru Müdafaa: Eğer firmanıza yöneltilen bu saldırıyı “ihtiyati tedbir yoluyla saldırının önlenmesi” gibi bir yolla derhal önlemeniz mümkün değilse, saldırıyı yapan kişinin “yalan beyanda bulunduğunu”, bu kişiler gazetecilik mesleğine dayanarak yanıltıcı beyanda bulunuyorsa kişilerin “mesleki ahlak ve şereften uzak olduğunu” belirten, haksız saldırıya karşı ölçülü karşı beyanda bulunabilirsiniz.

2.     Hukuk Davaları: Eğer firmanıza yöneltilen bu saldırı kişilik haklarınıza zarar veriyorsa Medeni Kanun madde 24’e –kişiliğin korunması- gidebilirsiniz. Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

Bu durumda davacı;

a.     Saldırının önlenmesi,

b.    Sürmekte olan saldırının sona erdirilmesi,

c.     Sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti,

d.    Düzeltmenin veya kararın üçüncü

kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması,

e.     Maddi ve Manevi Tazminat,

f.      Eğer saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan bir kazanç varsa vekâletsiz iş görme

hükümlerine göre kendisine verilmesini,

İsteyebilir.

Önerim:

Olumsuz eleştirilerden kaçmak mı, kalıp onlarla barışçıl ve hukuki yollarda çalışmak mı? Kesinlikle kalın ve sosyal ağların fırsatlarından yararlanın. Olumsuz eleştiriye uzak kalıp internette barınmasına izin vermek üç maymunu oynamak demektir. Sosyal medyada yer alın ve kazanın.

Twitter’dan Hakaret

Attığı tweetlerle magazin dünyasına damgasını vuran, çeşitli kimseler hakkında açıklamalar yapan Erol Köse’nin tweetleri geçtiğimiz günlerde Hülya Avşar’da patlak verdi ve bu sebeple Hülya Avşar hem manevi tazminat davası açtı, hem de suç duyurusunda bulundu. Erol Köse Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Suçları Büro Amirliği’ne ifade vermek zorunda kaldı. Ünlü yapımcının tweetleri yüzünden Ali Atıf Bir, Şahan Gökbakar ve Seda Sayan da suç duyurusunda bulunmuştu. Erol Köse’nin üzerine atılı suçları işleyip işlemediğine ya da hakkında tazminata hükmedilmesine yargı mercileri karar verecektir. Bu yazıda kendisinin haklılığı ya da haksızlığına yönelik her

Buraya kadar okuduklarınızdan magazin muhabirliğine soyunduğumu düşünebilirsiniz. Hayır bu yazıda amaçladığım Yeni Medya ve Bilişim Hukuku’nun enteresan buluşmasına dikkat çekmek.

Evet, yeni medya tüm sosyal ağ kullanıcılarının birer yayın organı niteliği gördüğü büyüleyici bir dünya. Herkes kendi okuyucu, izleyici kitlesine sesleniyor, istediği nitelikte içerik paylaşıyor, istediği konular hakkında konuşuyor. Bu tablonun üstündeki tozları sildiğimizde gördüğümüz resim şudur: hepimiz tüzel kişiliği olmayan yayın organlarıyız.

Bu durumun getirdiği sonuçlar firmaların, reklam dünyasının, siyasilerin, ünlülerin ve birçok kişinin iştahını kabartıyor. Bir tweetle binlerce kişiye, kitlelere ulaşmak. Bu harika bir fırsat çokçası için. Ama aynı zamanda büyük

de bir risk. Klavyenizden çıkanla kulağınızın duyduğu tutmazsa, ağır sonuçlara katlanmak durumunda kalabilirsiniz.

Tek bir tweetle Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenen bir fiili gerçekleştirebileceğinizi düşündünüz mü hiç? 140 karakterle 3 aydan 2 yıla kadar hapis?

Peki bunu nasıl başarabilirsiniz?

Ceza Kanunu- Madde 125- Şerefe Karşı Suçlar- Hakaret Suçu.

“ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.”

  1. Bu suç tipinde korunan hukuki değer kişinin şerefidir.
  2. Mağdur da fail de herkes olabilir.
  3. Kişinin suçun maddi unsurunu üstlenmesi için ; bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil isnat etmesi, yine aynı şekilde kişinin onur, şeref ve saygınlığına saldırması gerekir.
  4. Suç tipinde öngörülen fiilleri eğer bizzat mağdurun yüzüne karşı işliyorsanız, bir üçüncü kişinin fiilin işlendiği sırada ortamda olmasına lüzum yoktur.
  5. Bu fiilleri kişinin yüzüne karşı işlemiyorsanız, en az üç kişinin fiilin işlendiği sırada fiile şahit olması gerekir.
  6. Suç tipine bizzat uyan fiiller internette işleniyorsa, Ceza Kanunu’nda öngörülen suç oluşur.

Bu suç tipine dair kısa açıklamadan sonra Twitter üzerinden kişiye mention yaparak o kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek sözler sarf ederseniz ya da bunu sövmek suretiyle yaparsanız, 140 karakterle hakaret suçunu işlemiş olursunuz. Mention yapmasanız dahi , minimum 3 takipçiniz olduğunda olmasa dahi tweetlerinizin herkese açık olduğu durumda bu tweet üç kişiden fazla kişiyle ihtilât ettiğini varsayabiliriz. Elbette somut olayda farklı olasılıklar gerçekleşebilir. Bu yönünü saklı tutuyorum.

Bu durumda muhatap olacağınız iki tip dava vardır: Birincisi hakaret suçundan yargılandığınız kamu davası, ikincisi hakaret suçu oluşturduğunuz kişinin manevi anlamda çökmesine sebep olduysanız manevi tazminat davası.

Erol Köse’nin tweetlerinin Hülya Avşar’ın onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen tweetler olup olmadığına ya da bu tweetlerin Hülya Avşar’ı manevi yönden çökmesine sebep olup olmadığına yargı mercileri karar verecek elbette.

Bu noktada düşüncem şu; bildikleriniz vardır belki, belki de onlar gerçekten herkesin bilmesini istediğiniz önemli gerçeklerdir. Bu saygı duyulası bir düşünce. Ama benim siz değerli takipçilerime nacizane önerim; sosyal medyada söylemlerinize dikkat edin. Aksi halde 3 aydan 2 yıla kadar tweet giremeyebilirsiniz.

BTK’nın Güvenli İnternet Hizmeti Kararı

İlk gündeme geldiğinde büyük ses getiren ve çokça eleştirilen, internet özgürlüğüne zeval mi geliyor dedirten güvenli internet hizmetine ilişkin BTK kararı düzenlenip tekrar yayınlandı.  Kararı kullanıcılar için değerlendirmek gerekirse;

  1. Öncelikle sakin olun, siz  istemedikten sonra kimse internet özgürlüğünüzü kısıtlayamaz.  Bu cümleyi Türkiye şartlarında yorumlamakta fayda var tabi. Youtube, blogspot gibi örnekleri göz önünde bulundurduktan sonra sınırsız özgürlük.
  2. Tasarıda öngörülen aile paketi veya çocuk paketini seçmiyorsanız, ulaşabildiğiniz internet siteleri konusunda herhangi bir değişiklik olmayacaktır.
  3. İnternet erişim hizmeti sunan işletmeciyle yaptığınız abonelik sözleşmesinde güvenli internet hizmeti talep ediyorsanız; ücretsiz olarak güvenli internet hizmetinden faydalanabileceksiniz.
  4. Aile paketi ya da çocuk paketini seçecek ve burada oyun site ve uygulamaları, sohbet site ve uygulamaları ve sosyal medya site ve uygulamalarına erişimi engelleyebileceksiniz.
  5. Kullandığınız internet profilini kolaylıkla değiştirebileceğiniz kullanıcı adı ve şifreyesahip olacaksınız. Böylece aile profilinden erişimin kısıtlanmadığı profile kolaycageçebileceksiniz.
  6. Güvenli hizmet paketleri Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalışma Kurulu belirleyecek. Hangi kriterlerin göz önünde bulundurulacağı ya da sınırları kararda yer almamaktadır.

Kararı internet sitesi sahipleri tarafından değerlendirecek olursak;

  1. İnternet sitenizin değerlendirilmesi için kurumca hazırlanan site üzerinden başvurudabulunabileceksiniz.
  2. İlgili başvuru ve itiraza ilişkin İşletmeci adı, kullanıcı profili ile alan adı/IP adresi ve port bilgileri, başvuru ve itirazların doğru değerlendirilebilmesi için İşletmeciler tarafından Kuruma gönderilecek.
  3. Örneğin siz çocukların gelişimi ve eğitimi için son derece faydalı oyunların yer aldığı bir oyun sitesi olabilirsiniz ve aile ya da çocuk paketlerinde erişimi engellenen bir site olamayacağınızı düşünebilirsiniz. Bu durumda erişime engellendiğiniz takdirde itiraz hakkına sahip olacaksınız.

Kararda kullanıcılar açısından herhangi bir dayatma söz konusu değil. Bu açıdan bakarsak internette erişim özgürlüğüyle ilgili bir sorun ortaya çıktığını söylememiz mümkün değil.  Ancak kararda hangi sitelerin, hangi kriterlere göre erişime engelleneceği konusunda bir açıklık yok. Bu açıdan baktığımızda da birtakım sorular ortaya çıkıyor. Yanlış ve ölçüsü kaçmış sansür listeleriyle mi muhatap olacağız? Bu ne kadar uzak bir ihtimal? Peki itirazdan sonraki süreç ne kadar uzayacak? İtirazın şekli ne olacak? Sınırlamalar neden oyun, sohbet ya da sosyal medya?

BTK bu noktalara da açıklık getirip yüreklere su serpse ve dünya üzerinde internet sansürleriyle ilgili olan imajımız düzelse, sunulan bu hizmet internet güvenliği mi internet sansürü mü sorusuna neden olmasa, bütün dünya buna inansa, bir inansa ve hayat bayram olsa ne kadar güzel olur değil mi sevgili okuyucu?

Fikrin nedir, benimle aynı endişeleri paylaşıyor musun?

İzinli Pazarlamaya Hukuki Bakış

Merhabalar, bir önceki yazım Doğrudan Pazarlamada Alem Buysa Kral Müşteri ‘de artık markalardan gelen pazarlama mail ve mesajlarına müşterinin rahatlıkla “HAYIR!”  deyişinden ve markalarının bu sebeple tavrının değiştiğinden bahsetmiştim. Bu yazımda bu motivasyonu sağlayan yasa tasarılarından bahsedeceğim.

Şu sıralarda tüm markalar, müşterilerinin kişisel bilgileriyle ilgili datalarını güncelleyip müşterilerine onaylatıyor. Doğrudan pazarlama ajansları markaları bu yönde yönlendiriyor. Bunun sebebi ise meclisin onayından geçmeyi bekleyen, Avrupa Birliği uyum yasalarının bir sonucu olan iki kanun tasarısı.  Bu tasarılar:

  • Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı
  • Kişisel Verilerin Korunması Hakkındaki Kanun Tasarısı

Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın ilgili maddeleri;

Ticarî elektronik ileti gönderme şartı

MADDE 6 – (1) Ticarî elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak

kaydıyla gönderilebilir. Bu onay, yazılı olarak veya her

türlü elektronik iletişim araçlarıyla

alınabilir.

(2) Esnaf ve tacirlere önceden onay alınmaksızın ticarî elektronik iletiler

gönderilebilir.

Ticarî elektronik iletinin içeriği

MADDE 7 -(1) Ticarî elektronik iletinin içeriği alıcıdan alınan onaya uygun olmalıdır.

(2) İletide, göndericinin tanınmasını sağlayan bilgiler ile haberleşmenin türüne bağlı

olarak telefon numarası, faks numarası, kısa mesaj numarası ve elektronik posta adresi gibi

erişilebilir durumdaki iletişim bilgileri yer alır.

(3) İletide, haberleşmenin türüne bağlı olarak, iletinin konusu, amacı ve başkası adına

yapılması hâlinde kimin adına yapıldığına ilişkin bilgilere de yer verilir.

Alıcının ticarî elektronik iletiyi reddetme hakkı

MADDE 8 – (1) Alıcılar diledikleri zaman, hiçbir gerekçe belirtmeksizin ticarî

elektronik iletileri almayı reddedebilir.

(2) Gönderici, ret bildiriminin, elektronik araçlarla kolay ve ücretsiz olarak iletilmesini

sağlamakla ve gönderdiği iletide buna ilişkin gerekli bilgileri sunmakla yükümlüdür.

(3) Talebin ulaşmasını müteakip gönderici, iki iş günü içinde alıcıya elektronik ileti

göndermeyi durdurur.

Cezaî hükümler

MADDE 9 – (1) Bu Kanunun;

2a) 3 üncü maddesindeki yükümlülükler ile 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendindeki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara bin Türk Lirasından

beşbin Türk Lirasına kadar,

  1. b) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile ikinci fıkrasındaki  yükümlülükler

<em

>ile, 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 7 nci maddesinin ikinci ve üçüncü

fıkrasındaki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara bin Türk Lirasından

onbin Türk Lirasına kadar,

  1. c) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile 8 inci maddesinin ikinci

fıkrasındaki yükümlülüklere aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ikibin Türk Lirasından

onbeşbin Türk Lirasına kadar,

ç) 6 ncı maddesinin birinci fıkrası ile 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aykırı hareket

eden hizmet sağlayıcılara bin Türk Lirasından beşbin Türk lirasına kadar,

  1. d) 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı hareket eden hizmet sağlayıcılara ikibin

Türk Lirasından onbeşbin Türk Lirasına kadar,

idarî para cezası verilir.

(2) Bu maddehükümlerine göre idarî para cezası vermeye, Bakanlığın İç Ticaret

Genel Müdürlüğü yetkilidir.

Okuduğunuz üzere, kanun koyucu ticari elektronik iletileri önceden kullanıcının onayına, ileti kullanıcıya iletirken, onun hangi konuda iletişime izin verildiyse o konuda iletişim kurulmasına ve iletişimin amacına kadar sınırlamalara gitmiş. Aynı zamanda kullanıcının onayını daha sonra dilediği zaman kaldırabileceğini ve bu göndericiye bildirildiğinde iki iş günü içerisinde gereğini yapması gerektiği belirlenmiş. Bu durumda markanın müşteriyle iletişiminde daha saygılı ve sınırları çizilmiş bir ortam sunuluyor. Bu firmaların aleyhine gibi görünse de daha uzun ve sağlıklı iletişim kurma açısından uzun vadede fayda sunuyor. Artık elektronik ortamda pazarlama faaliyetlerinde, firmalar mail dataları satın almaktan çok, kullanıcısının kalbine girme yönünde stratejiler geliştirecek. Kalbe giden yol da daha başarılı, daha yaratıcı pazarlama kampanyalarından geçecek.

Kişisel Verilerin Korunması Hakkındaki Kanun Tasarısında ise kişisel bilgileri, kişisel bilgilerin işlenmesi gibi konuların sınırları çizilmiş. Konumuz ile ilgili madde ise:

İlgili kişilerin bilgilendirilmesi

Madde 6- Kişisel verilerin toplanması sırasında ilgili kişilere;

  1. a) Veri kütüğü sisteminin sahibi veya temsilcisinin kimliği
  2. b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleme tâbi tutulacağı,
  3. c) Kişisel verilerin kimlere aktarılacağı,
  4. d) Soruları cevaplandırmanın zorunlu olup olmadığı, cevaptan kaçınma hâlinde bunun muhtemel sonuçları,
  5. e) İlgili kişi hakkındaki kişisel verileri öğrenme ve gerekiyorsa bunları düzeltme hakkına sahip olduğu,

hususlarında bilgi verilir.

Yine bu maddede de kişisel bilgilere her türlü ulaşım ve kişisel bilgileri kullanım hakkında ilgili kişilerin bilgisi gözetilmiştir.

İzinli Pazarlama konusunda pazarlama dünyasının gözü, kulağı meclis onayı bekleyen bu iki yasaya bakıyor. Fikrimce bu iki yasa hem firmalar, hem marka açısında gerek düzenleme gerek yaptırımlarıyla ideal iletişimin sınırlarını çiziyor. Bize de “ideal” olanın ne olduğunu görmek için tasarının meclisten geçmesini beklemek ve sonuçlarını analiz etmek kalıyor.

Rekabet Hukuku ve Microsoft Davaları

” Karar vereli uzun zaman oldu; ama uygulamaya yeni başladım!” dediğiniz şeyler var mı hayatta? Bence vardır, yoksa “ne mutlu -ertelemiyorum- diyene!”

Bu giriş cümlelerimde şahsıma küçük bir ima ve eleştiride bulunduktan sonra, ertelemeyi bırakıp “hukuk” ile ilgili ilk yazımın kurdelasını kesiyorum sevgili okuyucu. Hazır mısın?

Bugün burada hukukun iktisadi analizini yapmak üzere, hem hukukça hem iktisatça bir şeyler söylemek üzere toplanmış bulunuyoruz. Konumuz şirketlerin piyasadaki hakim durumu ve bu durumu kötüye kullanmaları. Peki nedir hakim durum?

Hakim durum ; bir firmanın (Firma grubunun) rakiplerinden bağımsız olarak fiyatları, üretimi ve dağıtımı (erişimi) belirleyici konumda olmasıdır.

Firmanın pazar payının büyük olması ve rakiplerinden bağımsız olarak kendi fiyatını kendi belirleyebiliyor olması firmayı pazarda hakim güç kılar. Yani bu alıcılar, satıcılar, ürün ve hizmetler dünyasında sözünün geçmesi en çok bu kriterlere bağlıdır. Rekabet Hukuku, pazarda hakim güç olmaya olumsuz bakmaz; ancak hakim güce karşı rekabeti ayakta tutmaya çalışır. Çünkü rekabet, daha ucuz ve kaliteli ürünler için, teknolojinin daha hızlı gelişmesi için elzemdir. Ancak eğer firmalar ellerindeki bu gücü kötüye kullanırlarsa normlar orada müdahale edecektir. Hakim gücün kötüye kullanılmasının önemli yollarından biri “ürün bağlama” yöntemidir. Ürün bağlama firmaların hakim gücünü kullanarak, aralarında objektif bir bağlantı olmayan iki ürünü birlikte satması ve bunu ek yükümlülük koşarak yapmasıdır. Bu konuyu ele almamdaki en önemli sebep olan örnek davalardan bahsetmek istiyorum size.

  • Microsoft- ABD,1998 davası
  • Microssoft- Avrupa Komisyonu, 2008 davası

Microsoft işletim sistemlerinde tartışmasız süper güç. Evet hem pazar payı çok büyük, hem de kendi ürünün fiyatını rakiplerinden bağımsız beirleyebiliyor. Pazarın “hakim gücü!” Ama pazarda rakiplerine rekabet şansı

neredeyse bırakmayacak kadar büyük bir şekilde bu gücünü 1998 yılında kötü kullanmış. Temelde sattığı şey işletim sistemiyken, Windows’a önceden yüklenmiş  “internet explorer”ı windows ile birlikte satıyor. Bu hareketiyle kullanıcı davranışlarını açıkça yönlendiriyor. Böylece pazardaki diğer internet tarayıcı satıcılarını pazar dışına itiyor. Bunun sonu da “tekelciliğe” varıyor.

Bu sebeple ABD’de de, Avrupa Komisyonu tarafından da cezalandırılıyor. Microsoft AB Komisyonuna hakim gücünü kötüye kullanarak tekelciliğe sebep olduğu için 1 Milyar 680 milyon euro ceza ödüyor.

2008 davasında da aynı şekilde Windows’a hazır yüklenmiş Windows Media Player’ı satmaktan cezalandırılıyor. Çünkü yine burada da hakim gücün kötüye kullanılarak kullanıcı davranışlarının yöneltilmesi söz konusu olduğu kabul ediliyor.  Rekabet hukuku, Firefox’un, Google Chrome’un, Realplayer’ın yaşam ve başarı şansını, bununla birlikte rekabeti,bununla birlikte toplam artık yani toplam refahı arttırıyor.

Bence de Microsoft tartışılmaz bir girişim ve süper güç. Ancak hukuki çerçevede değerlendirdiğimizde yapılanın rekabet hukuku kurallarına aykırı olduğunu açıkça görmekteyiz. Bu açıdan mahkeme kararlarına katılıyorum. Zayıf çocuğun kavgada zarar görmemek için babasını, abisini çağırması gibi midir burada hukukun rolü bilinmez; ama zayıf olanı güçlü olana karşı korumak, bunu da hakkaniyete dayandırmak bence “aklın işi!” ve doğru bir iş.

Normal şartlar altında sevgilerimi sunardım sana; ama bu ciddi yazının şerefine saygılarımı sunuyorum saygıdeğer okuyucu:)