Kategori: blog

ETİCARETTE GÜVEN DAMGASI

Dijitalage’de bu linkte yayımlanan Eticarette Güven Damgası ile ilgili yazımı aşağıda sizlerle paylaşıyorum.

Ticaretin mevzuat düzenlemeleri ile birlikte en net şekilde sınırlarının belirlendiği hallerin başında şüphesiz ticaretin e hali geliyor. Mevzuat kapsamında bu sınırlar hakkında elektronik ticaret faaliyetlerinde tüketicilerin hakları, reklam tanıtım faaliyetlerinde uyulması gereken kurallar, kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesi gibi konuları konuşuyorduk. 7 Haziran 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Elektronik Ticarette Güven Damgası Hakkında Tebliğ ile birlikte e-ticarette güvenlik ve hizmet kalitesi standartları konusu da gündemimize dâhil oldu.

Tüketicilerin e-ticaret kanalıyla aldığı ürünlerle ilgili yaşadığı sorunlar, tüketici şikâyetlerinin çözümsüz kalması, e-ticaret sitelerinin uğradığı siber saldırılar, kullanıcıların kredi kartı bilgilerinin yeterince korunmamasından kaynaklanan veri hırsızlığı ve akabinde gerçekleşen bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık suçları gibi birçok konu e-ticaret sektöründe güvenlik ve kalite arayışını beraberinde getirdi. E-ticaret sektörünün gelişmesiyle birlikte güvenlik ve kalite ile ilgili yaşanan endişeler ve bu endişelerin çözümü noktasında çalışmalara başlandı. Güven damgası tam da bu noktada gündemimize girdi.

Güven damgası; e-ticaret şirketleri ve mevzuatta başkalarına ait iktisadî ve ticari faaliyetlerin yapılmasına elektronik ticaret ortamını sağlayan gerçek ya da tüzel kişiler olarak tanımlanan aracı hizmet sağlayıcılar daha açık bir ifadeyle “pazar yeri modeli” ile çalışan e-ticaret siteleri için müşterilerine “benden korkmadan güvenle alışveriş yapabilirsin” mesajını verecek olan bir elektronik işarettir.

Bu işareti almak bir zorunluluk değil; bununla birlikte güven damgası alabilmek için e-ticaret şirketlerinin Güven Damgası Sağlayıcı’ya ilgili koşulları sağlayarak başvurması gerekmektedir.

  1. Mevzuata Uyumlu Süreçler

İlgili koşulları sağlamanın ilk şartı e-ticareti ilgilendiren hemen her mevzuata uygun süreçlerin tasarlanmasıdır. Şöyle ki bu süreçler Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununa, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanuna, Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanuna, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna, Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna, Kişisel Verilerin Korunması Kanununa ve bu kanunların ikincil düzenlemeleri ile elektronik ticaret ortamında satışı yasak olan ya da şarta bağlanan ürünlere ilişkin düzenleme ve idari kararlara uygunluğun denetlenerek şekillendirilmesi öngörülmüştür.

Bu düzenleme e-ticaret sitelerine aslında tüm süreçlerin hukuka uygunluğunun denetimini detaylı şekilde yapılmasını şart koşuyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse; bir e-ticaret sitesinin mesafeli sözleşmesinin kusursuz olması yetmez. Sipariş onayı da mevzuata uygun şekilde sözleşme ile birlikte müşteriye iletilmelidir. Müşteriden elektronik iletişim araçları ile kendisiyle iletişime geçmek için onay alırken aynı zamanda kişisel verilerini işlemek için ayrı bir onay alınmalıdır. Bu verdiğim örnek güven damgası için tasarlanması gereken süreçlere bir ışık tutuyorsa da mevzuattaki tüm yükümlülükleri açıklamakta tabi ki yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla güven damgası almak isteyen e-ticaret şirketlerinin e-ticaret sitelerini tüm süreçleri hukuka uygun olarak tasarlanması zorunlu hale gelmiştir.

  1. Siber Güvenlik ile İlgili Alınması Gereken Önlemler

Güven damgası almak için siber güvenliğe ilişkin bazı yükümlülükler getirilmiştir. E-ticaret şirketleri kişisel veri ve ödeme bilgisi içeren her türlü işlemin internet sitesi ve mobil sitede Gerçek veya tüzel kişilerin yasal belgelere göre kimlik doğrulamasını sağlayan ve sunucu ile istemci arasında akan verinin güvenliğini ve bütünlüğünü mümkün kılan EV SSL serfikasını, uygulamada ise Sunucu ile istemci arasında akan verinin güvenliğini ve bütünlüğünü mümkün kılan SSL ile gerçekleştirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Buna göre e-ticaret şirketlerinin özetle mobil ve internet siteleri için EV SSL sertifikasını, uygulamalar için SSL sertifikasını almaları gerekmektedir.

Bir diğer siber güvenliğe ilişkin gereklilikse sızma testlerine ilişkindir. E-ticaret siteleri güven damgası başvurusunda bulunmadan en fazla üç ay önce ve her takvim yılı içinde en az bir defa, Türk Standardları Enstitüsü tarafından onaylı A veya B sınıfı sızma testi firmalarına sızma testi yaptırarak gerekli önlemleri alır ve bu önlemleri aldığına ilişkin doğrulama testi yaptırmaları gerekmektedir.

  1. Sitede Sağlanan İçeriklere İlişkin Tedbirler

İçerik pazarlamasının ön plana çıktığı bu günlerde içeriklerin hukuka uygunluğu da önemli tartışma konularından biridir. Tebliğ ile birlikte e-ticaret şirketlerine elektronik ticaret ortamında çocukların fiziksel, zihinsel, ahlaki, psikolojik ve toplumsal gelişim özelliklerini olumsuz yönde etkileyebilecek içeriğe yönelik tedbirleri alma yükümlülüğü de yüklenmiştir.

  1. Sipariş Takip Süreçlerine İlişkin Tedbirler

Her ne kadar e-ticaret mevzuatı kapsamında sipariş süreçlerine ilişkin yükümlülükler detayları ile belirlense de güven damgası almak için mevzuata uyumun yanı sıra bazı hususların üzerinde özellikle durulmuştur. Güven damgası almak isteyen e-ticaret şirketleri elektronik ticarete konu malın stok bilgisi, içeriği, malzemesi, ölçüleri gibi özelliklerine, kullanımına ve varsa garantisine, teknik desteğine ve bunların kim tarafından sağlanacağına ilişkin detaylar ile gerçek boyutlarının anlaşılmasını mümkün kılan görselleri, tedarik, kargo ve teslimat süresi gibi hususları, sipariş alıcıya teslim edilinceye kadar siparişin durumu hakkında gerekli bilgileri ve kargo takip imkânını sunar ya da sunulmasına olanak sağlamakla yükümlü hale getirilmiştir.

  1. Alıcı Hakları Hakkında Tedbirler

E-ticaret şirketlerinin güven damgası ile ilgili yerine getirmesi gereken bir diğer koşul elektronik ticarete konu mal veya hizmeti satın alan ya da satın alma amacıyla hareket eden gerçek veya tüzel kişinin siparişi hakkında bilgi alabilmesi, talep ve şikâyetlerini internet tabanlı iletişim yöntemlerinden en az biri ve telefon aracılığıyla iletebilmesi için müşteri hizmetleriyle iletişim imkânı sunmaktır. E-ticaret şirketleri talep ve şikâyetlerin etkin bir şekilde yönetilmesini, sonuçlandırılmasını ve konuya ilişkin alıcının bilgilendirilmesini sağlamakla yükümlüdür.

  1. E-ticarete Konu Hizmetin Sağlayıcısı Hakkında Tedbirler

Güven damgası almak isteyen e-ticaret şirketlerinin elektronik ticarete konu hizmetin kim tarafından sağlanacağı, kapsamı ve süresi gibi bilgileri sunması ya da sunulmasına olanak sağlaması şart koşulmuştur.

Ayrıca güven damgası almak isteyen hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcının gerçek kişi olması halinde kendisinin ve yetkili temsilcisinin, tüzel kişi olması halinde ise yöneticilerinin ve yetkili temsilcilerinin Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık veya bilişim suçlarından mahkûm olmaması gerekliliği düzenlenmiştir.

Güven damgası almak isteyen hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcı iflas etmiş ise itibarın iadesinin sağlanmış olması da bir diğer gereklilik olarak düzenlenmiştir.

DEĞERLENDİRME

Güven damgası almak her ne kadar zorunlu değilse de, alıcılar nezdinde güven damgası olan e-ticaret siteleri tercih sebebi olacağından, birçok e-ticaret şirketinin güven damgası almak isteyeceği kanaatindeyim. Yukarıda özetle yer verdiğim güven damgası almak için yerine getirilmesi gerekenler okunduğunda güven damgası almanın çok da kolay olmadığını, birçok site için baştan süreçlerin hukuka uygun tasarlanması zorunluluğunu söylemek mümkün.

Bu koşullar altında e-ticaret sektöründe mevzuata ilişkin bu gelişmeler elbette farklı düşünce ve eleştirileri de beraberinde getirdi. Bir görüş güven damgasının daha güvenli bir ortamda alışverişe olanak sağlayacağı ve daha iyi bir e-ticaret hizmet kalitesi yaratacağı yönünde vücut buldu. Bir başka görüş ise; mevzuattaki e-ticarete ilişkin her alanda yapılan düzenlemeler ve getirilen sınırlamalar e-ticaret şirketlerinin yükünü ağırlaştırdı ve bu sebeple e-ticaret sektöründe çığır aşan bir büyümenin gerçekleşmesi zorlaştı. Her iki görüşün de haklı bulduğum tarafları olmakla birlikte mevzuattaki bu düzenlemelerin Türkiye’de e-ticareti gerçekten güvenilir ve katma değerli bir alan haline getirmesini umut ediyorum.

E-TİCARETTE DİJİTAL PAZARLAMANIN HUKUKİ SINIRLARI

E-ticaret Türkiye Dergisi Kasım- Aralık sayısında yayınlanan “E-ticarette Dijital Pazarlamanın Hukuki Sınırları” konu başlıklı eticaret hukuku avukatı olarak ele aldığım yazımı bilginize sunuyorum.

E-ticaret Türkiye

Türkiye’de e-ticaret pazar hacmi her geçen yıl önemli şekilde artıyor ve e-ticaret sektöründe faaliyet gösteren şirketler pazarda kalıcı bir yer edinmek için çaba göstermeye devam ediyor. Bu çaba kapsamında müşteri kazanmanın ve sadık müşteriler yaratmanın en önemli araçlarından biri şüphesiz ki dijital pazarlama yöntemleri.

Müşterilerin ilgisini arama motoru aramalarında faydalı bir içerik sunarak kazanmak, arama motorlarında ilk sayfalarda yer alarak ilk tercih edilenlerden olmak, müşterilerin web site ziyareti sırasında incelediği ürünleri diğer web sitelerde gezintisi sırasında karşısına çıkarmak ve sosyal ağ reklamları ile tercih edilir olmak gibi pazarlama yöntemleri sene sonu cirolarında önemli farklar yaratıyor. Kanaatimce dijital pazarlamanın e-ticaret şirketleri için önemi böylesi ortadayken, şirketlerin bu alandaki faaliyetlerini hukuki çerçevede mercek almak da bir o kadar önem arz ediyor. Bu yazıda arama motoru reklamları, içerik pazarlaması ve yeniden pazarlama modellerini hukuken mercek altına alıyor olacağım.

  1. Arama Motoru Reklamları

    e-ticaret ve marka ihlali

Arama motoru reklamları temel olarak; reklam verenin ürün, hizmet ve markalarıyla ilgili arama motoru kullanıcılarının arama butonuna girebileceği “anahtar kelimeleri” reklam sözcüğü olarak belirlemesi ve bu anahtar kelimeler arandığında arama motorunun ilk sayfasında veya diğer sayfalarında verilen reklamın gösterilmesi şeklinde çalışan bir reklam modelidir. Bu yöntem ile sunulan ürün, hizmet ve markalara ilgisi olan müşteri adaylarına ulaşmak ve ilgili e-ticaret sitesine ziyaretçi kazanmak kolaylaşır. Bu yöntemi kullanırken yaşanan en büyük hukuka aykırılıklardan bir tanesi rakip şirketlerin tescil edilmiş markalarının anahtar kelime olarak kullanılması ve rakip şirketin markasıyla rakip şirketin müşterilerinin kazanılmasıdır.

556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 9/2-(d) maddesine göre marka sahibi markayı kullanmakta meşru bir hakkı olmayan kişinin markanın aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılmasını engelleme ve bu tür bir kullanımda marka haklarına tecavüzünün tespitine, tecavüzün önlenmesine internet sitesi tanıtımlarında rakip şirketin markalarını kullanmasının önlenmesini talep etme ve maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etme hakkına sahiptir.

Yargıtay da bir kararında Google üzerinde davacının markaları sorgulanınca sonuç sayfasının ilk sırasında sponsor bağlantı kısmında davacı marka metinleri ve bu metinlerin altında davalının internet adresi yer alması ve bu sitenin davalıya ait internet adresine bağlantı içermesi sebebiyle bu şekildeki kullanımın başkasının markasından paraziter şekilde yararlanma mahiyetinde olduğunu kabul etmiş ve bu şekilde marka kullanımının 556 Sayılı KHK’nın 9/2-(d) gereğince marka sahibinin iznine tabi olduğunu belirtmiştir.

Bu bilgiler ışığında e-ticaret sitelerinin arama motorlarına reklam verirken üçüncü kişilerin marka haklarını ihlal etmemelerini aksi halde önemli maddi ve manevi tazminat talepleri ile karşılaşabileceklerini ya da kendi marka haklarının bu türde bir ihlali söz konusu olduğunda mevzuattan doğan önemli haklarının olduğunu belirtmekte fayda görmekteyim.

  1. İçerik Pazarlaması

    e-ticaret ve içerik pazarlaması

Dijital pazarlamanın en güncel alanlarından biri de içerik pazarlaması. Birçok e-ticaret sitesi gerek sosyal medyada gerek çeşitli bloglarda yazı, video, fotoğraf ve gif gibi içerikler ile müşterilerine fayda sunmaktadır. İçerik pazarlaması faaliyetlerinde paylaşılan içeriklerin yukarıda da bahsettiğim üzere üçüncü kişilerin marka haklarını ihlal etmesi ya da üçüncü kişilerin eserlerinden hukuka aykırı şekilde alıntılar yaparak eser sahiplerinin fikri haklarını ihlal etmesidir.

Bu ihlallerin sonucunda hakları ihlal edilen tarafın ihlalin tespitini, önlenmesini, durdurulmasını isteme ve maddi ve manevi tazminat talep etme hakları gündeme gelecektir. Dolayısıyla özellikle içeriklerde marka işareti, film ve dizilerden kesit, TV programları ve reklamlardan kesit, müzik eserleri, video oyunlarından kesit, spor müsabakalarından kesit, karikatür, ilim ve edebiyat eserlerinden kesit kullanırken kullanılan bu unsurların sahiplerinin 556 Sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’den ya da 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndan doğan marka hakları ya da eser sahipliği hakları olabileceğine dikkat etmek gereklidir. Kullanılan unsurun marka ya da eser olduğunu tespit etmek durumunda mevzuattaki düzenlemelere uygun olarak marka veya eser sahibinin iznini almak olası ihlalden kaynaklanan taleplerin önüne geçmeyi sağlayacaktır.

  1. Yeniden Pazarlama (Remarketing)

    e-ticaret ve çerez kullanımı

E-ticaret sitelerinin en çok kullandığı dijital pazarlama yöntemlerinden biri de yeniden pazarlama yöntemidir. Bildiğiniz üzere e-ticaret sitesi kullanıcıların beğendiği ayakkabının her ziyaret ettiği sitede onu takip ediyor olması elbette bir tesadüf değil. Bu yöntem kullanılırken cookie de denilen çerez teknolojisi kullanılır. Basit bir anlatımla çerez teknolojisi, e-ticaret sitesi kullanıcısının bilgisayarının sabit diskine metin dosyası yerleştirmeyi ve bu dosya ile kullanıcının internetteki gezintisinin izlenmesi sağlanır. Bu uygulamanın en basit anlatımıyla dahi, özel hayatın gizliliği, mahremiyet ve en özelde kişisel veri kavramlarıyla ilgili düşündüren bir uygulama olduğunu söylemenin mümkün olduğu kanaatindeyim.

Nitekim Avrupa Birliği’nde Kişisel Verilerin Korunması mevzuatı özelinde “cookie law” olarak bilinen çerez hukuku 2012 yılından beri gündemde ve internet siteleri bu yöntemi kullanmak istediklerinde öncelikle kişilerin rızasını almak durumundadırlar. Ekim ayında tüm maddeleri ile yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“Kişisel Verilerin Korunması Kanunu”) ile kişisel verilerin işlenebilmesi için veri sahibinin açık rızasının alınması bir zorunluluk olarak öngörülüyor. Henüz çerezler ile ilgili özel bir yönetmelik bulunmamasına rağmen Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun yorumundan yola çıkarak yeniden pazarlama yapmadan önce çerez kullanımı için kullanıcıların açık rızasını almak gerekeceği kanaatindeyim.

Tüm bu bilgiler aslında en temelde dijital pazarlama yöntemleri kullanırken üçüncü kişilerin temel ve ekonomik haklarını ihlal etme olasılığının her zaman olabileceğini bilmek ve bu ölçüde gerekli hukuki tedbirleri almak gerektiğini söylüyor bize. Hem e-ticaret sektöründe hem de dijital pazarlama sektöründe faaliyet gösteren okurlara bu yazıda paylaştığım görüşlerin tedbir almalarında kolaylık sağlamasını dilerim.

Mobil Uygulamalarda Veri Toplama ve İşlemenin Yasal Boyutu

 

kişisel veriler
kişisel veri

Kişisel Veriler’in Korunması Kanunu (“Kanun”) 7 Nisan 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlandı ve 7 Ekim 2016 tarihi itibariyle tüm hükümleri yürürlüğe girdi. Kişisel veriler’in gizliliği 2010 yılından beri T.C. Anayasası ile korunan bir anayasal hak, daha açık bir ifadeyle bir temel insan hakkı niteliğini taşımaktadır. Bu sebeple Kanun ve beraberinde getirdiği yükümlülükler bir temel hakkın değerlendirmesi olduğu için hepimizi çok ilgilendiriyor ve veri işleyen şirketlere önemli sorumluluklar yüklüyor. Ben de bu yazıda Kanun kapsamında kişisel veriler ve bu verilerin işlenmesi için benimsenen bir temel ilkeyi mobil uygulamalar üzerinden ele alacağım.

Gerçek kişilere ilişkin kişisel veriler’i işlerken temel alınması gereken bu ilke “işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesi olarak Kanun’da düzenlenmektedir. Bu ilkeyi detaylı incelemeden önce kişisel veriyi “gerçek kişiyi” belirleyen ya da belirlenebilir kılan her türlü veri olarak tanımlamak gerekir. Kişisel veri işlemek ise ya kişisel veriler’i herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla ya da tam veya yarı otomatik yollarla yapılabilir. Kişisel veriler’in işlenmesi; elde etme, kaydetme, depolama, muhafaza etme, değiştirme, yeniden düzenleme, açıklama, aktarma, devralma, elde edilebilir hâle getirme, sınıflandırma veya kullanılmasını engelleme anlamlarına da gelmektedir.

Toplanan veriler amaca uygun mu?

Söz konusu ilkeyi detaylı inceleyecek olursak; kişisel veriler’i işlerken ölçülü davranma prensibinin önemli bir kriter gerektiğini görmekteyiz. Bu da kişisel veriler’in işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kuran ve yöneten kişinin dikkatle seçilmesini gerektirir. Ayrıca bir kişisel veri işleniyorsa, bu verinin toplanma amacına uygun, meşru ve kabul edilebilir bir bağlantısı olması gerekmektedir.

Somutlaştırmak adına bir örnek verelim; ücretsiz yemek tarifleri veren bir mobil uygulamanın, bu uygulamayı akıllı telefonuna yükleyen bir kişinin konum bilgisine, rehberindeki kişilere, kamera görüntülerine veya SMS yazışmalarına ulaştığı ve bu verileri işlediğini varsayalım. Bu verileri işlemenin, uygulamanın amacı ve işlevi olan yemek tarifi sunma ile meşru bir bağının olduğunu ve ölçülü olduğunu söylemek tutarlı bir açıklamaya ihtiyaç duyar. Diğer taraftan kişinin bulunduğu yerdeki restoranların menülerindeki yemekleri veya yemek tariflerini sunan konum tabanlı bir uygulama için kişinin konum bilgisine ulaşmanın ve bu veriyi işlemenin uygulamanın amacıyla bağlantılı ve ölçülü olduğunu kabul etmek mümkündür.

1 milyon TL’ye varan cezalar gelebilir

Bu noktada mevcut Kanun’un bize kısık bir sesle de olsa “ihtiyacın olmayan veriyi işleme!” mesajını verdiğinin ve muhafazakâr yorumlar yapmaya neden olduğunu belirtebilirim. Kanun kapsamında kurulacak olan Veri Koruma Kurumu’na başvuruda bulunulması ve yapılacak bir denetimle uygulama geliştiren şirketin hukuka aykırı veri işlediğine hükmedilmesi sonucunda 1 milyon TL’ye varan para cezaları ile muhatap olunması kanımca çok uzak bir ihtimal değildir. Prensipte değerlendirdiğimizde veri işlerken muhafazakâr yorumlar yapmaya neden olan hükümlerin, uygulamada nasıl karşılık bulacağını ise elbette ilerleyen zamanda daha net göreceğiz.

Özel bir örnekle ele aldığım bu konu; elbette sigortadan sağlığa, e-ticaretten bankacılığa, her sektörde veri işleyen veri sorumlularının kendi veri işleme operasyonları için değerlendirmesi gereken bir konudur. Ekim’den itibaren Veri Koruma Kurumu‘nun kurulmasıyla veri işleme noktasında birçok soru gündeme gelecek ve şirketler kişisel veri işleme prosedürlerini yeni baştan gözden geçirmek ve yenilemek zorunda kalacaklar. Şimdiden rahatlıkla yapabileceğimiz yorum ise şirketler ciddi idari para cezaları ile karşılaşmak istemiyorlarsa veri işleme süreçlerinin hukuka uygunluk denetimi geciktirmeden yapmaları yararlı olacaktır.

Bu yazı Webrazzi’de yayınlanmıştır. Kişisel verilerin işlenmesi ile ilgili Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun getirdiği yükümlülükler hakkında bilgi edinmek için bu yazımızda yayınlanan videoyu da inceleyebilirsiniz.

Bilişim Suçlarının Teknik ve Hukuki Boyutu

25 Ekim 2016 tarihinde Garnizon Bilgi Güvenliği Limited Şirketi kurucusu bilgi güvenliği uzmanı Alper Başaran ile birlikte  bilişim suçları çerçevesinde;

  • Kuruluşunuzu güvenlik ihlallerine hazır hale getirme,
  • Olay tespiti,
  • Olayın büyümesini/yayılmasını engellemek (containment),
  • Sistemlerin saldırgan ve/veya zararlı yazılımlardan arındırılması,
  • Sistemlerin ihlal öncesi hallerine döndürülmesi,
  • Siber olay müdahalesi kontrol listesi,
  • Windows olay müdahale adımları,
  • Linux olay müdahale adımları,
  • Bilişim suçlarının hukuki çerçevesi,
  • Kanunen tanımlanan siber suçlar,
  • Siber olay sonrası izlenecek hukuki prosedür ve,
  • Örnek dava süreci

başlıkları altında konuştuk. Bilişim avukatı olarak oldukça derinlikli olan bu konuyu kısa sürede aktarmak benim için zorlu olsa da, siber olayların hukuki boyutu kapsamında temel bir bilinç oluşturacak bilgiler verdiğimiz kanaatindeyim. Konuyla ilgilenenler fayda sağlaması açısından webinarın sunumunu sizlerle de paylaşmak istedim. Fayda sağlamasını dilerim.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu

Veri koruma hukuku alanında sizlerle önceki yazılarımda vermiş olduğumuz eğitimlerden bahsetmişitk. Nisan ayında Resmi Gazete’de yayınlanan 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu‘nun önemli başlıklarını webinarda değerlendirdik. Videosunu ilgililere fayda sağlaması açısından paylaşıyoruz.

Mobil Uygulamalarda erişilen kişisel veriler ve bu uygulamaları geliştirenlerin uyması gereken temel ilkeler ile ilgili yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.

INSTAGRAM’DAN SATIŞ YASAL MI?

Instagram'dan satış yasal mı
Instagram’dan satış yasal mı

Webrazzi’de Instagram’dan satış yapmanın hukuki değerlendirmesini bir avukat gözü ile yaptığım yazıyı sizlerle paylaşmak isterim. Instagram’dan satış yasal mı sorusuna bu yazıda cevap vermekteyim. E-ticaret satış süreçlerinin hukuki boyutunu daha detaylı paylaştığım yazıyı da buradan okuyabilirsiniz. Faydalı olmasını diliyorum.

Instagram’dan aldığınız pantolonun üzerinize olmadığını düşünün veya sipariş ettiğiniz gelin çiçeğinin elinize ulaştığında fotoğrafı ile alakası olmadığını. Size bir çeşit hayaller-hayatlar sendromu yaşatıldığını ve ürünü iade etmek için butik profiline girdiğinizde aşağıdakine benzer açıklamalara rastladığınızı düşünün.instagram-dan-satis-yapmak

Siz veya yakınlarınız buna benzer hikâyeler yaşamış olabilir. Eğer henüz yaşamadıysanız çok yakında yaşayacak olabilirsiniz ve bu durum hukuki açıdan kesinlikle incelemeye değer bir konudur. Öyleyse Instagram’dan satış yasal mı? birlikte inceleyelim.

Instagram’dan satış yapmak

Çılgın emojiler kullanılarak ‘iade yoktur, değişim için 5 gün süreniz vardır‘ vb. açıklamalar Instagram’da aldı başını gidiyor. Peki son yıllarda e-ticaret konusunda en çok konuşulan hususlardan biri olan ‘sosyal e-ticaretin’ hukuki boyutu gerçekten bu mu? Türkiye’de gönül rahatlığıyla Instagram’dan ayakkabı, parfüm veya gözlük alamayacak mıyız? Bu yazıda bu sorulara cevaplar birlikte cevap arayalım.

Instagram’da vergi ödemeden satış

Her şeyden önce Instagram’da yapılan satış faaliyetinin gelir elde etme niyetiyle ticari bir faaliyet olduğunun altını çizmek ve bu sebeple satış yapacak kişilerin vergi mükellefi olduğunu belirtmek gerekir. Hem pastam dursun hem karnım doysun denilemiyor. Vergi mevzuatı bize ‘eğer gelir elde edecekseniz, vergisini de ödeyeceksiniz’ diyor. Şöyle ki Vergi Usul Kanunu’nda satılan mal ve emtialar için fatura kesme yükümlülüğü düzenlenmektedir. Fatura, satıcının gelir elde etmek amacıyla yürüttüğü faaliyet neticesinde elde ettiği gelirin tespiti için önemli olduğu gibi, bundan doğacak vergi yükümlülüğü kapsamında oluşan vergi borcunun belirlenmesinde de önemli bir delil niteliği taşımaktadır.

Satışa başlamadan önce mutlaka fatura kesmek ve mevzuattan doğan vergi yükümlülüğünü yerine getirmek için satış yapacak kişilerin vergi mükellefi olmak adına ilgili tedbirleri alması gereklidir. Bu sebeple Instagram’da bu tür bir satış faaliyetine başlamadan önce mali müşavirlerden konu ile ilgili destek alınması yeni nesil girişimcilere fayda sağlayacaktır.

Instagram’da Satışın Hukuki Niteliği

Bugün Instagram’da, yarın Snapchat’te veya gelecekte adını henüz bilmediğimiz başka bir sosyal ağda benzer durumları yaşamamız mümkün. Fakat hangi mecrada olursa olsun satıcı ve tüketicinin bir araya gelmediği, ürünlerin uzaktan pazarlanması üzerine kurulmuş bir sistem mevcutsa, bu sistem çerçevesinde alıcı-tüketici ve satıcılar arasında kurulacak ilişki mesafeli sözleşmedir. Mesafeli sözleşmeler mevzuatla çerçevesi çok detaylı çizilmiş sözleşmelerdir. Her ne kadar sosyal medyanın ruhuna veya Instagram’ın paylaşım sınırlarına uygunluğu hatta uygulamasının nasıl olacağı tartışılır olsa da hukuki çerçeveden baktığımızda Instagram satışlarında da aşağıda özetle yer verdiğimiz hükümlere uyulması zaruridir.

Ön bilgilendirme

Satışın gerçekleşmesinden önce Instagram butikleri mutlaka şirketleri hakkında ticaret ünvanı, MERSİS numarası, iletişim bilgisi ve benzeri tanıtıcı bilgileri tüketiciye bildirmelidir. Ürün fiyat bilgisi verirken vergi ve nakliye masraflarını da belirtmelidirler. Her ne kadar ‘kesinlikle iade yoktur‘ temalı Instagram butik profilleri günden güne çoğalmaktaysa da bu yanlıştan vazgeçip tüketiciyi cayma hakkından haberdar etmek durumundadırlar.

Talep edilen mal cayma hakkı istisnası kapsamında ise müşterinin cayma hakkı kullanmasının mümkün olmadığı bilgisini de vermek durumundadırlar. Son olarak da sözleşmeden doğabilecek uyuşmazlık durumunda başvurulabilecek Tüketici Hakem Heyeti veya Tüketici Mahkemesi gibi mercileri bildirmek durumundadırlar.

Cayma Hakkı

Satın alınan ürün cayma hakkının istisnaları kapsamında değerlendirilemeyecek bir ürünse tüketicinin Instagram butiğinden aldığı ürünü teslim aldığı tarihten itibaren iade etme hakkı mevcuttur. Dikkat edilmesi gereken nokta; bu hakkın kullanılacağı bilgisini yazılı olarak iletmektir. Bu durumda satıcı, bu bildirimin kendisine ulaştığı tarihten itibaren 14 gün içerisinde ürün bedeli ve kargo masrafını tüketiciye iade etmekle yükümlüdür.

Tüketici cayma hakkını kullanmak istediği halde satıcı bu hakkın kullanılmasını kabul etmiyorsa alınan ürün bedeli 3.000 TL ve altındaysa Tüketici Hakem Heyeti’ne bu bedelin üstündeyse Tüketici Mahkemesi’ne başvurarak konuyu yetkili mercilere taşıyabilecektir.

Sözleşme Şartlarının Bildirilmesi

Instagram’da mevzuata uygun satış yapmanın bir diğer zorluğu da sözleşme şartlarının mutlaka satış öncesinde tüketici tarafından görülmesi ve tüketiciden onay alınması konusudur. Genelde siparişlerin Whatsapp ve benzeri uygulamalarla alındığını görmekteyiz. Burada satıcıların yaratıcı ve pratik çözümler bulup siparişi teyit etmeden önce mutlaka tüketiciye sözleşme koşullarını iletmesi ve iletilen uzaktan iletişim aracına uygun olarak da tüketicinin onayını alması gerekiyor.

Sipariş İle İlgili Yükümlülükler

Tüketici satın almayı gerçekleştirdiğinde siparişin alındığı bilgisinin de tüketiciye gecikmeksizin elektronik iletişim araçları ile bildirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda paylaştığımız bilgiler yükümlülüklerin üst başlıkları olmakla birlikte burada kaleme alamadığımız birçok detay düzenleme de mevcuttur. Dolayısıyla Instagram başta olmak üzere alıcı ve satıcıların bir araya gelmeksizin uzaktan iletişim araçları ile kurmuş olduğu mesafeli sözleşmelere dayalı alış verişlerde satış süreçlerinin muhakkak hukuki değerlendirmeden geçirilmesi gerekmektedir. Tüketicilerin ise bu noktada hukuk bilinci kazanmaları yukarıda saydığımız yükümlülüklerin satıcılar tarafından dikkate alınması için önem kazanmaktadır.

Aksi halde ‘benim beğendiğim ürün bu değildi, fotoğraftakine hiç benzemiyor, üzerime olmadı, ayağımı sıktı, nasıl iade olmaz’ gibi şikâyetler alışveriş dünyamızda yankı bulmaya devam edecektir…

Instagram’dan satış yasal mı sorusuna cevap aradığımız bu soruda e-ticaret hukukunu ele aldık. E-ticaret hukuku ile ilgili detaylı bilgi edinme için E-ticarette Satış Süreçlerine İlişkin Hukuki Sorumluluklar yazımızı  bu linkten okuyabilirsiniz.

E-ticarette Satış Süreçlerine İlişkin Hukuki Sorumluluklar

E-ticaret hukuku alanında yetkinlik bilişim hukuku avukatı olmanın en önemli parçalarından biri. Ben de bir bilişim hukuku avukatı olarak sektöre ışık tutan hukuki yazıları e-ticaret şirketlerine fayda sağlamak adına fırsat buldukça çoğaltmaya çalışıyorum. Webrazzi.com’da “Eticarette Satış Süreçlerine İlişkin Hukuki Sorumluluklar” başlığı ile yayınlanan mesafeli sözleşmeler hakkındaki yazım da bunlardan biri. Keyifle okumanızı ve fayda sağlamasını dilerim.

Son yıllarda ülkemizde hacmi hızla artan e-ticaret sektörü iş dünyasında dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Parlak iş fikirleri, kapsamlı operasyonel çözümler ve hızlı atılımlarla e-ticaretin ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaya başladığını ve bu katkının hızlanarak artacağını söylemek hiç de zor değil. Yalnızca bu sebeple dahi e-ticaret sektörü oyuncularının ülke mevzuatının düzenleyici ve önleyici hukuk kurallarını benimseyip bir sonraki adımlarını buna göre tayin etmeleri bir zaruret haline gelmektedir.

Muhatabı tüketici olan e-ticaret şirketleri için satım sözleşmesi ( mesafeli sözleşmeler ) kuralları mevzuatta ön plana çıkmaktadır. Tüketiciye satış yapılan platform internet sitesi ya da mobil uygulama olsun, bir sistem çerçevesinde uzaktan satın alma gerçekleştiğinden, bu platformlarda kurulan sözleşmeler mesafeli sözleşmelerdir. Yazının devamında B2C modeli ile çalışan, e-ticaret sitesi veya mobil uygulama platformu üzerinden faaliyet gösteren e-ticaret şirketleri için mesafeli sözleşme öncesi, sırası ve sonrasında uyulması gereken yükümlülükler sırasıyla detaylandırılmaktadır.

Sipariş Öncesinde Yerine Getirilmesi Gereken Yükümlülükler
1. E-ticaret Şirketinin Kendisini Tanıtması:

E-ticaret şirketlerinin ana sayfalarında veya iletişim sayfalarında kendilerini tanıtıcı bilgilere mutlaka yer vermeleri gerekmektedir. Bu bilgiler e-ticaret şirketinin kayıtlı elektronik posta adresi, telefon numarası, varsa işletme adı veya tescilli marka, ticaret unvanı, MERSİS numarası ve merkez adresidir. Kanun koyucu burada e-ticaret sitesi ziyaretçilerini adeta gerçek bir mağazaya giren kişinin mağaza ismini ve muhataplarını tanıması gibi ve hatta bunun da ötesinde bir tanıtımla e-ticaret şirketinin kendisini tanıtmasını beklemektedir. Bu yönde bir bilgilendirme yapmayan e-ticaret şirketleri için 1.000 TL’den 5.000 TL’ye kadar idari para cezası öngörülmüştür.

2. Ön Bilgilendirme:

Satıcı veya sağlayıcıların satış gerçekleşmeden önce tüketiciyi açık ve sade bir dille aydınlatma yükümlülüğü, mesafeli sözleşmeleri düzenleyen mevzuatta ön bilgilendirme yükümlülüğü olarak düzenlenir. Satıcı veya sağlayıcılar yapacakları ön bilgilendirmede özetle; kendisi, satılan ürün veya hizmet, ürün veya hizmeti satın almaktan cayma ve uyuşmazlık durumunda başvuru hususlarında açık ve anlaşılır şekilde bilgi vermekle yükümlüdür.

Bu yükümlülükleri mercek altına alacak olursak; internet sitesi ve/veya mobil uygulama platformları üzerinden faaliyet gösteren e-ticaret şirketleri tüketiciye, şirketleri hakkında ticaret ünvanı, MERSİS numarası, iletişim bilgisi ve benzeri bilgileri sunmak ve varsa şikâyetlerin iletilebileceği bir iletişim bilgisi sağlamak zorundadırlar. Ürün ve hizmetin nitelikleri vergi ve nakliye masrafları dâhil toplam fiyat bilgisi vermek, toplam fiyat önceden tespit edilemiyorsa ek masraflar çıkabileceği noktasında tüketiciyi uyarmak durumundadırlar. Ayrıca tüketicinin sözleşmeden cayabileceği ve satılan ürün veya hizmet cayma hakkı istisnası kapsamında ise cayamayacağı durumların bilgisini vermek, cayma hakkının yazılı olarak iletileceği iletişim bilgisini vermekle yükümlüdürler. Son olarak da mesafeli sözleşmeler’den doğabilecek uyuşmazlık durumunda başvurulabilecek mercileri belirtmek durumundadırlar.

Uygulamada bu yükümlülüklerin ön bilgilendirme formu hazırlanarak yerine getirildiğini görmekteyiz. Gerçekten de hukuka uygun bir ön bilgilendirmeyi sağlayan bir yöntem olarak ön bilgilendirme formu karşımıza çıkmaktadır. E-ticaret şirketleri tüketicilerin ön bilgilendirme edindiklerini teyit ettirecek şekilde ara yüzlerini tasarlamak durumundadırlar. Zira tüketicinin “ön bilgilendirme edindim.” yönündeki teyidinin bulunmaması halinde ön bilgilendirme mevzuata uygun olarak gerçekleşmiş sayılamayacaktır.

mesafeli sözleşmeler
mesafeli sözleşmeler

3. Cayma Hakkının Ön Bilgilendirme ve Mesafeli Sözleşmeler’de Gösterimi

Ayrıca 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da mesafeli sözleşmelere ilişkin mevzuatta düzenlenmeyen hususlarda kapıdan satış sözleşmelerine yaptığı atıf gereği hem ön bilgilendirme formunda hem mesafeli sözleşmede “cayma hakkına ilişkin maddelerin” 16 (on altı) punto olarak tüketicinin bilgisine sunulması gerekliliği uygulamada yer bulmaktadır. Bu sebeple tüketicinin teyidine sunulan ön bilgilendirme ve mesafeli sözleşmeler’de “cayma hakkı maddelerinin” 16 (on altı) punto olarak yazılması gerektiği kanaatindeyim. Bu madde dışında düzenlenen diğer maddelerin ise en az 12 (on iki) punto olarak yazılması gerekmektedir.

4. Sipariş Özetine Yer Verme

Tüketiciye alışveriş sepetine gittiğinde sipariş özetinin (aldığı ürün, vergi ve benzeri ek masraflar dâhil toplam bedel) gösterilmesi zorunludur. Ayrıca tüketiciye sipariş özetini gördüğü ara yüzde siparişi değiştirme ve geri alma olanaklarının sağlanması da bir diğer kanundan doğan zorunluluktur. Bu yükümlülüklere aykırı hareket eden e-ticaret şirketleri için de 1.000 TL’den 5.000 TL’ye kadar idari para cezası öngörülmüştür.

mesafeli-sozlesmeler

Sipariş Sonrasında Yerine Getirilmesi Gereken Yükümlülükler
1. Sipariş Teyidi

Ön bilgilendirme hukuka uygun şekilde gerçekleştirilip satış gerçekleştirildiğinde de mevzuatın yüklediği bir dizi yükümlülük devam etmektedir. Tüketici yukarıda sayılan süreçlerden geçerek siparişi tamamladığında siparişin alındığı bilgisi öncelikle mutlaka e-ticaret sitesi ara yüzünde veya mobil ara yüzde verilmelidir. Buna ek olarak tüketiciye e-posta, SMS, telefon veya faks gibi araçlardan biri seçilerek siparişin alındığı bilgisi verilmelidir. Siparişin bu şekilde teyit edilmemesi durumunda, bu ihlali yapan e-ticaret siteleri için 1.000 TL’den 10.000 TL’ye kadar idari para cezaları ön görülmüştür.

2. Sözleşmenin Tüketiciye Gönderilmesi

Siparişin tamamlanması ile birlikte taraflar arasında imzalanan mesafeli sözleşme metni tüketiciye elektronik ortamdan ya da fiziken gönderilmelidir. Bu hükme aykırılık da yine 1.000 TL’den 5.000 TL’ye kadar idari para cezası ile cezalandırılmaktadır. Pratik olması açısından tüketicinin siparişinin alındığının e-posta ile teyit edilmesi ve aynı e-postada mesafeli sözleşmenin tüketiciye iletilmesi de mümkündür.

3. Ürün ve/veya Hizmet Teslimatı

Satış gerçekleştikten sonra satılan ürün taahhüt edilen süre içerisinde mutlaka tüketiciye teslim edilmelidir. Hizmet satılıyor ise yine taahhüt edilen süre içerisinde bu hizmet tüketiciye sağlanmalıdır. Teslimat için herhangi bir süre taahhüt edilmediyse ürün satışlarında mutlaka sipariş e-ticaret şirketine ulaştığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde teslimat gerçekleştirilmelidir. Bu süreler içerisinde siparişin tesliminin gerçekleşmemesi durumunda, tüketici sözleşmeyi feshetme ve yasal gecikme faizi ile birlikte ödediği bedelin tarafına iade edilmesini isteme hakkına sahiptir.

Tüketicinin Cayma Hakkını Kullanması Halinde Uyulması Gereken Yükümlülükler
1. Cayma Hakkı Kapsamı

Mesafeli sözleşmeler bahsinde en karıştırılan konulardan biri de tüketicinin cayma hakkıdır. Tüketicinin kural olarak cayma hakkı vardır. Tüketici, ürün satın alması halinde ürünü teslim aldığı tarihten itibaren veya hizmet satın alması halinde sözleşmenin kurulmasından itibaren 14 gün içerisinde hiçbir sebep göstermeden veya cezai bir bedel ödemeden sözleşmeden yazılı olarak cayabilir. Mevzuat cayma hakkının kullanılamayacağı istisnalar öngörmüştür. Bunlardan bazıları; çabuk bozulabilen veya son kullanma tarihi geçebilecek malların teslimine ilişkin sözleşmeler ve tesliminden sonra ambalaj, bant, mühür, paket gibi koruyucu unsurları açılmış olan mallardan; iadesi sağlık ve hijyen açısından uygun olmayanların teslimine ilişkin sözleşmelerdir.

Örneğin çabuk bozulan gıda satışı yapan bir e-ticaret sitesinden gıda satın alan tüketici cayma hakkını kullanamayacaktır veya iç giyim ürünleri satan e-ticaret sitesinden iç çamaşırı alan tüketici hijyen açısından uygun olmayan ürünler için cayma hakkını kullanamayacaktır. E-ticaret siteleri sattıkları ürünleri mevzuatta bu çeşit sayılan diğer istisnalar ile birlikte değerlendirmeli ve cayma hakkı kullanılamayan ürünler hakkında müşterilerini mutlaka ön bilgilendirme formunda bilgilendirmelidir.

Cayma Hakkı Kullanıldıktan Sonra Ürün ve Bedel İadesi
Tüketicinin cayma hakkının yazılı olarak satıcı veya sağlayıcıya iletmesi durumunda, satıcı veya sağlayıcılar bu bildirim kendilerine ulaştığı tarihten itibaren 14 gün içerisinde ürün için alınan ücret ve kargo ücretini tek seferde tüketiciye iade etmek durumundadırlar. Tüketici ise cayma hakkını kullanmasından itibaren 10 gün içinde ürünü satıcıya iade etmekle yükümlüdürler.

1. Cayma Hakkı Kullanılan Ürünün Tüketici Tarafından Kullanılması Durumu

Uygulamada sıkça sorulan sorulardan biri de cayma hakkı sonucu iade alınan ürünlerin tüketici tarafından kullanıldığının fark edilmesi durumunda yapılması gerekenlerdir. Bir ürünün kullanılmadan test edilmesi genel olarak mümkün olmamaktadır. Bu sebeple birçok ürün için kesinlikle kullanılmaması durumunda iade alınabileceğini söylemek yanlış olmaktadır. Bu durumda da mevzuat dürüstlük kuralları çerçevesinde bir kural getirmektedir.

Tüketici, cayma süresi içinde malı, işleyişine, teknik özelliklerine ve kullanım talimatlarına uygun bir şekilde kullandığı takdirde meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir. Bu sayılanlara uygun şekilde kullanımın gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek elbette ürünü en iyi tanıyan satıcıların takdirinde olacaktır. Bu hususlara aykırı hareket edilerek kullanılan ve akabinde iade edilen ürün iade alınmayabilir; ancak bu durumda konunun uyuşmazlık haline gelmesi ve Tüketici Hakem Heyeti ya da Tüketici Mahkemelerine taşınması durumunda haklılığın ispatının gerekeceği bu değerlendirmeyi yaparken göz önünde bulundurulmalıdır.

2. Cayma Hakkı Sonrası İadede Kargo Ücreti

Cayma hakkı ile ilgili en çok karıştırılan hususlardan biri de tüketici cayma hakkını kullanmak istediğinde iade için kullandığı taşıyıcı ücretinin kime ait olacağıdır. Kargo ücretinin kim tarafından ödeneceği belirlenirken bir temel hususu tespit etmek gerekir.

Satıcı ön bilgilendirme formunda cayma hakkı akabinde iade söz konusu olması halinde hangi kargo şirketinin kullanılacağı hususunda tüketiciyi bilgilendirmiş midir? Bu bilgilendirme yapılmamışsa her halükarda iade kargo ücreti satıcıya ait olmaktadır. Bu bilgilendirme yapılmışsa ve tüketici belirlenen kargo şirketiyle ürünü iade etmekte ise, kargo ücreti yine satıcıya ait olacaktır. Bu bilgilendirme yapılmışsa ve tüketicinin bulunduğu yerde kargo şirketinin şubesi yoksa, farklı taşıyıcı ile yapılan iade masraflarına da yine satıcı katlanacaktır.

Tüketici taşıyıcı hakkında ön bilgilendirme formunda bilgilendirilmiş, bulunduğu yerde taşıyıcıya ait şube var ve buna rağmen farklı bir kargo şirketi kullanarak ürün iadesi yapıyorsa, iade masraflarına tüketici katlanacaktır.

Uygulamada bu kuralla ilgili ne yazık ki e-ticaret şirketlerinin aşabildiğini söyleyemeyeceğim pratik bir sorun söz konusudur. Bazı tüketiciler bilgilendirildiği ve yakınında taşıyıcı şubesi bulunduğu halde bir başka kargo şirketini kullanarak iade yapmakta ve bu iade masraflarına kendisi katlanması gerekirken gönderimi karşı ödemeli olarak gerçekleştirmektedir. Bu durumda biz ne yapalım diyen e-ticaret şirketlerine, bu bedelin kural olarak tüketici tarafından ödenmesi gerektiği, bundan sonrasının tamamen e-ticaret şirketinin ticari ve müşteri memnuniyeti politikalarına ilişkin kararlarına kaldığını söylemek zorundayım.

Sonuç
Yukarıda üzerinde önemle durulan alt başlıklardan çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri e-ticaret sektörünün hukuken başıboş bırakılmış bir sektör olmayışıdır. Düzenleyici ve önleyici birtakım yükümlülükler ve bu yükümlülüklerin ihlali halinde bir kısmına yazıda yer vermiş olduğum idari para cezaları ön görülmüştür. E-ticaret şirketlerinin hukuki yükümlülüklerini tespit edip önlemler almaları bu yönüyle finansal açıdan önem arz etmektedir. Diğer bir yönüyle hukuka uygun bir süreç yönetimi, tüketici memnuniyeti sağlayarak orta ve uzun vade müşteri memnuniyeti ve sadakati yaratmaya katkı sağlayacaktır.

Ayrıca güncel mevzuata uygun bir süreç yönetimi ülkemizde e-ticaretin küresel standartlara uygun şekilde gerçekleşmesine de katkı sağlayacaktır. Tüm bu faydaları açısından e-ticaret şirketlerinin süreçlerini hukuki açıdan denetlemeleri ve her daim güncel kalmaları faydalarına olacaktır.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Eğitimi

1 Haziran Perşembe günü Infosec’in öncülüğünde gerçekleştirilen 3 Soruda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu eğitiminde veri korumanın hukuki boyutlarını anlattım.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (“Kanun”) 7 Nisan 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanması ile birlikte veri işleyen tüm gerçek ve tüzel kişiler açısından önemli bir dönüm noktası yaşandı. Kanun’un ülkemiz için büyük bir kazanım olduğuna inanıyorum. Kanun verilerin koruması ile ilgili önemli çözümleri ve fakat tüm kişisel verileri işleyenler için de önemli soruları beraberinde getirdi. Bu anlamda verdiğim eğitim katılımcıların yoğun soruları ile çok daha etkileşimli ve verimli hale geldi.

Kanun sonrasında tüm veri işleyenler için veri işleme süreçlerini Kanun’a uyumlu hale getirmek adına bir uyum süreci başladı. Bu uyum sürecinde verilerin teknik olarak korunmasının yanında veri işlemeden önce hukuki alt yapının hazırlanması da büyük önem arz ediyor. Bu noktada özellikle veri işleyen şirketlerin bu uyum sürecini gerçekleştirmeleri gerekiyor. Çalışanlara bu yönde eğitimler vererek hukuka uygun veri işleme konusunda bilinç kazandırılması ve veri toplama, verileri yurt içi ve yurt dışına aktarma gibi süreçlere uygun hukuki metinlerin hazırlanarak hukuka uygunluğun sağlanması ve bunun gibi çeşitli hukuki önlemlerin alınması gerekiyor. Böylece her bir ihlal için 1.000.000 TL ‘ye varan idari para cezalarından 4 yıla kadar hapis cezalarına uzanan cezalarla muhatap olmanın da önüne geçmek mümkün olacaktır.

Veri Koruma Hukuku ile ilgili detaylı anlatımı içeren videoya Kişisel Verilerin Korunması Kanunu başlıklı yazımdan ulaşabilirsiniz.

Konu ile ilgili verdiğim eğitim fotoğraflarını sizlerle paylaşmak isterim.

kişisel verilerin korunması eğitimi 1
kişisel verilerin korunması eğitimi 1
kişisel verilerin korunması eğitimi 2
kişisel verilerin korunması eğitimi 2
kişisel verilerin korunması eğitimi 3
kişisel verilerin korunması eğitimi 3
kişisel verilerin korunması eğitimi 4
kişisel verilerin korunması eğitimi 4

Hukuka Uygun İçerik Paylaşımı – 2

içerik pazarlaması ve hukuk
İçerik Pazarlaması ve Hukuk

Bir önceki yazımda içerik pazarlaması ve hukuk kapsamında internette paylaştığımız içeriklerde marka kullanımını, film ve dizilerden kesit kullanımını,film ve adının afişinin kullanımını ve televizyon için çekilen program ve reklamların kullanımını hukuki açıdan değerlendirdim. Bu yazımda da içerik pazarlaması ve hukuk kapsamında değerlendirmelerime devam ediyor olacağım.

  1. İçerikte Video Oyunlarının Kullanılması

Bilgisayar (video) oyunu tutkunları çok iyi bilirler, günümüzde video oyunları senaryoları ve bezendiği inceliklerle birlikte büyük maceralar sunmaktadır. Bilgisayar oyunu oynayan kişilerin ve bilgisayar oyunlarına dair inceleme ve değerlendirme ile dolu içeriklerin çokluğu gözetildiğinde bu içeriklerin hukuka uygunluğunun tartışılması önemli hale gelmiştir. Bilgisayar programları FSEK’te başlı başına eser olarak koruma altına alınmış ve bu bilgisayar programlarını yazan kişilere eser sahibi olarak mali ve manevi haklar tanınmıştır. Video oyunlarının açıkça beyan edildiği bir düzenleme ise bulunmamaktadır. Bu durumda FSEK’in hükümleri kapsamında bir eser nitelikleri olup olmadığını değerlendirme gereği doğmuştur. Video oyunlarında bugün gelinen noktada video oyunlarını sadece bilgisayar programı olarak değerlendirmek kanaatimce doğru olmayabilir. Her video oyununa özel değerlendirmek elbette en doğru yöntem olacaktır; ancak özellikle gerek yaratılan karakterler ve olaylar ve bu kapsamda oluşturulan senaryo gereği sahibinin hususiyetini taşıması açısından özgünlük taşımaları sebebiyle görüntüler dizisi olan oyunlar sinema eseri olarak da değerlendirilebilir.[1]

Bilgisayar programı ya da sinema eseri olarak değerlendirilecekse de bu açıklamalardan video oyunlarının FSEK kapsamında eser olduğu ve eser sahibinin izni olmaksızın yeni bir içerik yaratımında kullanımının eser sahibinin mali ve manevi haklarını ihlal edebileceği kanaatindeyim.

Video oyunlarında kimi zaman musiki eserleri de yer almaktadır. Bu durumda video oyunlarından kesitlerin kullanıldığı diğer içeriklerde, bu musiki eseri sahiplerinin de eser sahipliğinden doğan hakları ihlal edilme hususu gündeme gelebilmektedir. Bu noktada Youtube’un bu tür durumlarda video oyununun kullanıldığı video içeriğini video oyunu kullandığı gerekçesi ile değilse de eser sahibinin izni olmaksızın musiki eseri kullandığı için kaldırabilmekte ve video kanalı sahiplerine çeşitli yaptırabilmektedir.[2]

Sonuç olarak; her video oyunu özel olarak değerlendirilmek şartıyla, üçüncü kişiler tarafından üretilen içeriklerde bu video oyunlarından görüntülere ve görsellere eser sahibinin izni olmadan yer verilmesi durumunda eser sahibinin telif haklarına tecavüz gündeme gelebilir. Bu durumda eser sahibi, FSEK’ten doğan eser sahipliği haklarını kullanarak izinsiz eserini kullanan kişilere karşı tecavüzün men’i, maddi ve manevi zararlarının tazmin talebinde bulunabilir ve FSEK’in 71, 72 ve 73. maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunabilir.

  1. İçerikte Spor Müsabakalarına Dair Görüntülerin Kullanılması

Üretilen içeriklerde kimi zaman spor müsabakalarından alıntılara da yer verilmektedir. Örneğin bir futbol maçından 5 dakikalık bir kesiti bir video içeriğinde görebilmekteyiz.

Spor müsabakalarının -örneğin bir futbol ya da basketbol maçının- görüntülerinin kaydedilmiş halinin içerikte özgürce kullanımını değerlendirirken yine bu görüntülerin eser niteliğinde olup olmadığını tespit etmek gerekir. Daha önce de belirttiğimiz gibi bir görüntü dizisinin eser niteliği taşıması için sahibinin hususiyetini taşıması gerekir. Bir spor müsabakası özel bir içerikle ve benzersiz bir senaryo geliştirilerek özel çekim tekniklerini kullanarak görüntülenip diğerlerinden çok farklı ve özgün bir duruma getirilebilir ve hususiyet içerebilir elbette; fakat genel olarak değerlendirdiğimizde spor müsabakası görüntüleri standart bir çekim tarzına sahip olmakta ve hususiyet özelliği taşımamaktadır. Bu açıdan çoğunlukla bu tür görüntüleri eser olarak değerlendirmek mümkün olmamaktadır.

Bu durumda da bu görüntülere dair haklar bağlantılı haklar kapsamında değerlendirilip “yayın” olarak kabul edilebilir ve bu spor müsabakası görüntülerini meydana getiren kişiler tecavüzün men’i ve maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabilir. Aynı şekilde izinsiz kullanan kişilere karşı şartları oluşmuşsa Türk Ticaret Kanunu’ndaki genel hükümler gereği (haksız rekabet gibi) yasal yollara başvurabilecektir.

  1. İçerikte Karikatür Kullanılması

Karikatürler de eser sahibinin hususiyetini taşıyan güzel sanat eseri olma vasfıyla FSEK gereği “eser” olarak değerlendirilir. Dolayısıyla karikatürün tamamını, karikatürde yaratılan karakterleri gibi bir parçasını eser sahibinin izni olmaksızın kullanmak, yaymak, çoğaltmak ve benzeri fiiller eser sahibinin hakkına tecavüz sayılmaktadır. Bu durumda eser sahibinin tecavüzün men’ini, maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmesi ve FSEK’in 71, 72 ve 73. Maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunması mümkündür.

  1. İçerikte İlim ve Edebiyat Eserinden Kesitlerin Kullanılması

İnternette rastladığımız birçok içerikte, romanlardan etkileyici sözler, şiirlerden alıntılar ve bazen şiirlerin tamamı ve benzeri edebiyat eserlerinin kullanıldığını görmekteyiz.

FSEK kapsamında ilim ve edebiyat eserleri de eser olarak nitelendirilmiş ve bu eserleri meydana getiren eser sahiplerinin mali ve manevi hakları korunmuştur.

Bir önceki yazımızda sinema eserlerini incelerken belli koşullar halinde eserlerden alıntı yapılabileceğinden bahsetmiştik. İlim ve edebiyat eserlerinden alıntı yapabilmek için sahibinin hususiyetini taşıyan bir ilim ve edebiyat eserinde bu alıntıya yer verilmesi gerekir. Örneğin Türk Edebiyatının en iyi şairlerinden Cemal Süreya’nın en sevilen şiirlerini bir araya getiren bir liste içeriğinin, kendi içerisinde müstakil bir edebiyat eseri niteliği taşıdığı eseri oluşturan kişinin hiçbir hususiyeti olmaması sebebiyle söylenemeyecektir. Bu sebeple şiirlerden yapılan alıntı şairin ölümünden itibaren 70 yıllık süre içinde hukuka aykırı olmaya devam edecektir. Bu durumda da miras yoluyla eser sahipliği haklarını devralan kişiler ya da benzeri durumlarda sağ olan eser sahipleri alıntı yapan kişilere karşı, eser sahibinin tecavüzün men’ini, maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmesi ve FSEK’in 71, 72 ve 73. Maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunması mümkündür.

  1. İçerikte Bir Kişinin Resminin Kullanılması

Bir kimsenin adı soyadı, görüntüsü, sesi ve benzeri unsurlar o kişinin kişiliği ile bütünleşik kişisel değerlerdir ve kişilik hakları kapsamındaki unsurlardır.

Yargıtay içtihatlarında kişinin resminin her ne şekilde olursa olsun izni olmadan yayınlanması, hukuka uygunluk sebebi bulunmadıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir. FSEK’in 86. Maddesi gereği de kişinin resmi eser mahiyetinde olmasa bile, kişinin muvafakati olmadan teşhir veya diğer suretlerle umuma arz edilemez.

Bir kişinin resminin izni olmadan teşhir ve umuma arzı üç halde mümkündür. Kişinin memleketin siyasi ve içtimai hayatında rol oynaması halinde, ifşa edilen resmin iştirak ettiği geçit resmi veya resmi tören yahut genel toplantıları gösteren resimlerden olması halinde ya da günlük hadiselere dair resimlerle radyo ve filim haberlerinde yer alması durumunda kişinin rızasına ihtiyaç yoktur.

Kişinin görüntüsünün fotoğrafta sadece bir detay olarak bulunması, bu detayın rızasını almayı gerektirmeyecek ölçüde önemsiz ya da o detay nedeniyle kişinin bu noktada korumaya değer bir çıkarının olmaması durumu da söz konusu olabilir. Bu durumda kişinin rızasının aranmamasının mümkün olabileceği kanaatindeyim; ancak özellikle içerik pazarlaması faaliyetleri kapsamında ticari olarak hareket eden şirketlerin bu resmi paylaşması ticari olarak değerlendirileceğinden, resmin kullanılması kişinin kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırı olarak değerlendirilebilecektir. Bu sebeple özellikle bu türde faaliyetleri olan tüzel kişilerin titiz davranması gerekmektedir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında; sayılı hukuka uygunluk sebepleri dışında bir kişinin resminin rızası olmaksızın ifşa edilmesi ve umuma arz edilmesi durumunda, kişilik hakları saldırıya uğrayan kişi; saldırının önlenmesini, sürmekte ise saldırıya son verilmesini, sona ermiş saldırının etkisi devam ediyorsa saldırının hukuk aykırılığının tespitini talep edebilecek ve maddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilecektir.

Sonuç

Bu çalışmada ve bir önceki yazımda internette kullanılan içeriklerde en çok kullanılan alıntılara yer vermeye çalıştım. Konuyu hukuki açıdan değerlendirdiğim için eminim birçok kişi yorumları oldukça muhafazakâr bulacaktır. Bu yazıdaki gibi içerik kullanımına internette sayısız şekilde rastlamaktayız ve birçok hukuka aykırı kullanımın hak sahipleri tarafından yasal takibi yapılmamaktadır. Bu kimi zaman hak sahibinin de menfaatlerini olumlu yönde etkilemesi kimi zaman da hukuki süreçlere girme konusundaki maddi ve psikolojik sebeplerden kaynaklanmaktadır. Hal böyle iken yine de bilinmesi gerekir ki; internetin ruhu her ne kadar zorlasa da güncel mevzuat birçok noktada kısıtlamaları belirlemiş ve etrafını çitlerle örmüştür. Bu anlamda sizin görüşlerinizi de merak etmekteyim. Çitleri aşıp mayınlara basmamaya çalışarak yürümeye devam etmek ne kadar sağlıklı? Ben temkinli davranmaktan yanayım ve bu sebeple dillere pelesenk olmuş “içerik kraldır” cümlesini “hukuka uygun içerik kraldır” diye değiştirmekte hiçbir sakınca görmüyorum.

[1] Ünal Tekinalp, a.g.e. , s. 104

[2] https://teknoseyir.com/youtubeta-telif-haklarini-ihlal-etmeden-nasil-yayin-yapilir, Çevrimiçi, 24 Mayıs, 2016

Hukuka Uygun İçerik Paylaşımı 1

hukuk ve içerik pazarlaması
Hukuk ve İçerik Pazarlaması

Aramızda kaç kişi internet var oldukça “içeriğin” de var olacağını düşünüyor? Ben internet var oldukça içeriğin var olacağını ve hatta insan var oldukça içeriğin var olacağını düşünenlerdenim. Belki internet aracılığıyla yapılan birçok şeyin modası geçecek; ama moda olan her şeyde içerik bir unsur olmaya devam edecektir; çünkü içerik bir anlatımın, anlamsızlığın, duygunun ve imgelerin olduğu her şeyin özüdür. İşte tam da bu sebeple içerikle ilgili hukuki süreç ve sonuçlar uzunca bir süre önemini koruyacak, hukuk ve içerik pazarlaması gündemde olacaktır.

Bugün internet kullanan herkesin çok yoğun bir şekilde içerik üreten ve tüketen konumda olduğunu söyleyebiliriz. Herkesten kastım gerçekten “herkes”. Bu kapsama her yaştan gerçek kişi ve her sektörden tüzel kişi giriyor. Bir gerçek kişi kişisel zevkleri için veya ticari amaçlarla içerik üretip paylaşabiliyor. Dijitalleşen dünyada tüketicilerin değişen davranışlarını doğru gören ve buna göre pazarlama stratejileri geliştiren tüzel kişiler de ticari amaçlarla içerik geliştirip paylaşabiliyorlar. Bu yoğun üretim, paylaşım ve tüketim döngüsünde özgürlükler dijitalin doğası gereği sınırsız gibi gelse de içerik paylaşımının hukuken çerçevesi ve sınırları mevcuttur. Bu yazıda bu sınırları içerik pazarlaması ve hukuk çerçevesinde kapsamlı bir şekilde ele almaya çalışacağım.

  1. İçerikte Marka İşareti Kullanımı

İçerik pazarlaması ve hukuk kapsamında değerlendireceğimiz ilk konu içerikte marka işareti kullanımıdır. Paylaşılan içeriklerde üçüncü kişilere ait tescilli markaların üçüncü kişilerin onayı olmaksızın kullanımı söz konusu olabilmektedir. Yemekle ilgili paylaşım yapılan bir blogda Türkiye’de arama motorlarında en çok aranan fast food işletmelerine ait tescilli markaya yer vererek bu işletmeleri yorumlamak ya da bir moda blogunda en çok tercih edilen perakende giyim işletmelerinden birinin tescilli marka ve logosunu paylaşarak ürünleri hakkında yorum yapmak üçüncü kişinin onayı alınmadan tescilli markası paylaşılan içeriklere örnek verilebilir.

Bu tür paylaşımların yaratabileceği hukuki sorunlara değinmeden önce markanın tam olarak kapsamını tespit etmekte fayda görmekteyim. Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye (“KHK”) göre marka; bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşulu ile marka olma özelliğini taşır. Kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar malların biçimi veya ambalajları gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.

Bu KHK’da belirlenen usul ve esaslara uygun olarak işletmeler kendi mal veya hizmetlerini ayırt etmek amacıyla marka tescili yaparlar. Markası tescil edilen işletmelerin tescil başvuru tarihi itibariyle birtakım fiiller marka hakkına tecavüz sayılır. Marka hakkı sahibinin izni olmaksızın marka işaretini kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmamasına rağmen, işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması marka hakkına tecavüz sayılan hallerdendir.

Bu koşulun gerçekleşmesi için marka üzerinde meşru bir hakkı olmayan kişi, marka işaretini internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde kullanmalıdır.

Türk Ticaret Kanunu’na göre tüzel kişi tacirlerin yaptığı her iş ve işlemi ticari sayılmaktadır. Dolayısıyla, şirketlerin sosyal medya hesaplarında, bloglarda ve benzeri ağlarda içerik paylaşması fiilinin ticari nitelikte olduğunu söylemek mümkündür. Bu sebeple; tüzel kişi tacirin paylaştığı içerikte meşru bir bağının olmadığı tescilli bir markayı kullanması, marka hakkının tecavüzü anlamına gelebileceği kanaatindeyim.

Gerçek kişilerin ise şahsi paylaşımlarından ziyade ticari kaygılarla meşru bağı olmayan bir markayı paylaştıkları içeriklerde kullanmaları yine marka hakkına tecavüz olarak değerlendirilebilecektir. Video paylaşım sitesinde video kanalındaki reklamlardan veya blogunda yer verdiği reklamlardan gelir elde eden kişinin yine reklam geliri elde etmek amacıyla paylaştığı içerikte üçüncü kişilerin markasına yer vermesi bu tür bir hak ihlaline iyi bir örnek teşkil edecektir.

Tüzel kişiler ve gerçek kişiler yönünden ele aldığımız bu tür paylaşımlar sonucunda; marka hakkı sahibinin tecavüzün durdurulması, tecavüzün giderilmesi, maddi ve manevi tazminat talebi ve marka kötü ve uygun olmayan şekilde kullanılıp marka itibarı zarara uğramışsa bu sebeple de ayrıca tazminat talebinde bulunabilecektir.

Her ne kadar internette paylaşılan içeriklerde markanın kullanımı genellikle marka bilinirliliğini ve itibarını artırması sebebiyle bu tür paylaşımlara marka hakkı sahipleri tarafından olumlu bakılmaktaysa da bu tür paylaşımların marka hakkına tecavüz anlamına gelebileceğinin bilinmesi ve içerikler paylaşılırken buna uygun tedbirlerin alınmasında fayda görmekteyim.

B. İçeriklerin Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku Kapsamında Değerlendirilmesi

  1. İçerikte Film ve Dizilerden Kesit Kullanımı

İçerik pazarlaması ve hukuk kapsamında değerlendireceğimiz diğer bir konu içerikte film ve dizilerden kesit kullanımıdır. Video içeriklerinde, liste içeriklerinde, gif içeriklerinde ve bunun gibi çeşitlendireceğimiz birçok içerikte film ve dizilerin tamamını veya saniyelerle ölçülebilecek kısımlarını kullanmak mümkündür ve bu tür kullanımlar sıklıkla görülmektedir. Özellikle doğal reklamcılığın (native advertisement) gelişmesi ile birlikte önemli markalara da müşterileri ile anlamlı ve yakın ilişkiler kurmak için bu tür içeriklerin kullanımının kapısı aralanmıştır. Bu sebeple hem gerçek hem tüzel kişiler için bu tür içeriklerin yaratılmasında en uygun dönemde olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Açıklanan sebeplerle bu tür film ve dizilerden kesitler alınarak hazırlanan içeriklerin hukuka uygunluğunu tartışmak zorunlu hale gelmiştir.

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na (“FSEK”) göre; sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri eser olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda eserleri meydana getiren kişiye eser sahibi vasfı verilerek eser sahibine birtakım manevi ve mali haklar tanınmış ve bu haklara tecavüz edilmesi durumunda başvurulacak yollar belirtilmiştir.

FSEK’te sinema eseri ayrıca tanımlanmış ve sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi olarak kapsamı belirlenmiştir. Bu tanıma göre; filmler ve aynı zamanda TV dizileri de sinema eseri olarak değerlendirilebilecektir.

Sinema eserlerinde yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniği ile yapılmış sinema eserlerinde, animatör de eserin birlikte sahipleri arasında yer almaktadır. Yapımcı doğrudan birlikte eser sahipleri arasında yer almamakla birlikte eser üzerinde FSEK’te detayları belirlenen bağlantılı hak sahibi olarak değerlendirilir. Eser sahiplerinin eser üzerindeki hakkı belli bir süre ile sınırlanmıştır. Gerçek kişi eser sahiplerine ömrü boyunca ve ölümünden itibaren 70 yıl boyunca koruma süresi tanınmıştır. Tüzel kişi eser sahiplerine ise eserin aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl boyunca koruma süresi tanınmıştır.

Koruma süresi içerisinde olan bir sinema eserinden, eser sahibinin iznini almaksızın alıntı yapılması ise belli koşulların varlığına bağlıdır. Bu koşullar oluşmamasına rağmen eserden izinsiz alıntı yapılmaktaysa, eser sahibinin mali ve manevi haklarına tecavüz edilmesi gündeme gelmektedir.

Sinema eseri sahibinin izni olmaksızın alıntı yapabilmek için;

  • Alenileşmiş bir eserin bazı cümle ve fıkralarının müstakil bir ilim ve edebiyat eserine alınması,
  • Alenileşmiş güzel sanat eserlerinin ve yayımlanmış diğer eserlerin, maksadın haklı göstereceği bir nispet dahilinde ve münderacatını aydınlatmak maksadiyle bir ilim eserine konulması,

şartlarından birini taşıması gereklidir.

Bu noktada alıntı yaptığınız ve bir kesitini kullandığınız film veya dizilerin hangi tür eseri yaratmada kullandığınıza dikkat etmeniz gereklidir. Bu yaratılan eser değerlendirilmeli ve ilim ve edebiyat eseri olup olmadığı tespit edilmelidir. Kapsam dışında kalan bir nitelikte ise eser sahibi tecavüzün men’ini, maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmesi ve FSEK’in 71, 72 ve 73. Maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunması mümkündür.

Sonuç olarak; her ne kadar bir film veya diziden “x dakika” kadar alıntı yapıp kullanabilmenin serbest olması gibi bir yanlış kanı birçok kişide oluşmuşsa da bu tür bir genel geçer kuraldan bahsetmek mümkün değildir. Bir film veya diziden alıntı yapmak için meydana getirdiğiniz eserin nitelikleri ve alıntı yaparken dikkat etmeniz gereken kurallar önem taşır. Bu çerçeve dışında hareket etmeniz ise eser sahibinin mali ve manevi haklarına tecavüz olarak değerlendirilebilir.

  1. İçerikte Film Adının Kullanılması

FSEK’e göre sinema eseri yukarıda detaylı olarak tanımını verdiğimiz üzere görüntüler dizisinin oluşturduğu bütündür. Sinema eserine verilen adın eserin bir parçası olduğu ve eser kapsamında olduğu tartışılan bir husus olsa FSEK’te adın eser niteliğinde olduğuna dair bir düzenleme bulunmamaktadır.  Bu sebeple eser sahibinin izni olmaksızın bir içerikte sinema eserinin adının kullanılmasının eser sahipliğinden doğan hakları ihlal etmeyeceği düşüncesindeyim. (FSEK’te eser adı kullanılarak haksız rekabete yol açma düzenlenmişse de bu husus değerlendirdiğimiz konu kapsamı dışında kalmaktadır.)

Sinema eserlerinin adları marka olarak tescil edilebilirler. Sinema eserinin adının marka olarak tescillenmiş olması durumunda üretilen içerikte bu ada yer verilmesi sonucunda A başlığı altında yaptığımız değerlendirmeler geçerli olacak ve marka hakkı sahibinnin ticari fayda elde etmek amacıyla internette markasının kullanılmasından doğan birtakım hakları olacaktır. Eğer sinema eserinin adı marka olarak tescil edilmemiş ise, hukuka ve ahlaka aykırı durumlar saklı olmak üzere içerikte bu adlara yer vermenin hukuka aykırılık teşkil etmediği kanaatindeyim.

  1. İçerikte Televizyon İçin Çekilen Programların ve Reklamların Kullanılması

Televizyon için çekilen programların ve reklamların peşinen FSEK kapsamında eser olduğunu ya da olmadığını belirtmek doğru değildir. Yukarıda da tanımını yaptığımız üzere sinema eserleri, her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir. Her görüntü dizisini eser kapsamında değerlendirmek elbette mümkün değildir. Eser niteliği kazanmanın bir koşulu da şekil almış görüntüler dizisinin sahibinin hususiyetini taşıması gerekliliğidir. Bu koşullar kapsamında televizyon programları ve reklamları değerlendirmek ve eser niteliğinde olup olmadığını tespit etmek gerekir.

Eser niteliğinde olması halinde bu program ve reklamlardan kesitlerin eser sahibinden izinsiz kullanılması durumunda eser sahibinin tecavüzün men’ini, maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmesi ve FSEK’in 71, 72 ve 73. Maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunması mümkündür.

Yukarıdaki kriterler kapsamında eser olarak değerlendirilemeyecek TV programlarının içerikte kullanımında da TV programı bağlantılı haklar kapsamında değerlendirilip “yayın” olarak kabul edilebilir ve bu durumda bu program ve reklamların sahibi, izinsiz kullanımdan dolayı tecavüzün men’i ve maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunabilir. Aynı şekilde izinsiz kullanan kişilere karşı şartları oluşmuşsa Türk Ticaret Kanunu’ndaki genel hükümler gereği (haksız rekabet gibi) yasal yollara başvurabilecektir.

Bu sebeple oluşturulan içeriklerde TV için çekilen program ve reklamları kullanmak istediğinizde öncelikle bu program ve reklamların yaratıcılarının onayını almanızı öneririm.

  1. İçerikte Müzik Eserlerinin Kullanımı

İçerik pazarlaması ve hukuk kapsamında değerlendireceğimiz bir diğer konu içerikte müzik eserlerinin kullanımıdır. FSEK’te musiki eserleri her türlü sözlü ve sözsüz besteler olarak tanımlanmıştır. Müzik eserlerinde de yine eserin subjektif unsuru olan eser sahibinin hususiyetinin varlığı zorunludur. Musiki eseri, eserin icrası değil bizzat meydana getirilen eserin kendisidir. Dolayısıyla eseri icra eden eser sahibi değildir ve eser üzerinde FSEK’te tanımlanan bağlantılı haklara sahiptir. Musiki eserlerde eser sahibi eseri meydana getiren kişi ya da kişilerdir.

Özellikle video içeriklerinde musiki eserlerinin videonun arka fonunda videodaki anlatımı güçlendirmek amacıyla kullanıldığı ve eser sahiplerinden izin alınmadığı sıkça rastlanan durumlardır. Youtube gibi yoğun video paylaşımlarının olduğu video paylaşım şirketleri, eser sahiplerinin haklarını kendi sisteminde yürüttüğü süreçlerde korumaktadır. Öyle ki site içerisinde yayınlanan bir videonun yine site içerisinde başka bir kanalda yayınlanması durumunda dahi Youtube içerisinde çözümler bulunabilmektedir.

Youtube gibi sistem içerisinde sorun çözülemediği durumlarda ise; musiki eseri sahipleri FSEK’ten doğan eser sahipliği haklarını kullanarak izinsiz eserini kullanan kişilere karşı tecavüzün men’i, maddi ve manevi zararlarının tazmin talebinde bulunabilir ve FSEK’in 71, 72 ve 73. maddeleri kapsamında suç duyurusunda bulunabilir.

Sonuç

Bu çalışmada internette kullanılan içeriklerde en çok kullanılan alıntılara yer vermeye çalıştım. Bir sonraki yazımda da bu konuda bilgiler vermeye devam ediyor olacağım. Konuyu hukuki açıdan değerlendirdiğim için eminim birçok kişi yorumları oldukça muhafazakâr bulacaktır. Bu yazıdaki gibi içerik kullanımına internette sayısız şekilde rastlamaktayız ve birçok hukuka aykırı kullanımın hak sahipleri tarafından yasal takibi yapılmamaktadır. Bu kimi zaman hak sahibinin de menfaatlerini olumlu yönde etkilemesi kimi zaman da hukuki süreçlere girme konusundaki maddi ve psikolojik sebeplerden kaynaklanmaktadır. Hal böyle iken yine de bilinmesi gerekir ki; internetin ruhu her ne kadar zorlasa da güncel mevzuat birçok noktada kısıtlamaları belirlemiş ve etrafını çitlerle örmüştür. Bu anlamda sizin görüşlerinizi de merak etmekteyim. Çitleri aşıp mayınlara basmamaya çalışarak yürümeye devam etmek ne kadar sağlıklı? Ben temkinli davranmaktan yanayım ve bu sebeple dillere pelesenk olmuş “içerik kraldır” cümlesini “hukuka uygun içerik kraldır” diye değiştirmekte hiçbir sakınca görmüyorum.